Evetttt kazanan belli oldu Sevgili Alkım'a gidiyor kitabımız. Bırakılan birbirinden güzel ve değerli yorumlara çok teşekkür ederim. Her yorum bana enerji ve motivasyon aşıladı. Beni o kadar çok mutlu etti ki... Ne yazsam bilemiyorum. Ne okudum merak etmeye devam edin olmaz mı? Tekrar teşekkür ederim :) Sevgili Alkım bana adresini hemen yaz ki kitap yola çıksın.
19 Kasım 2011 Cumartesi
15 Kasım 2011 Salı
Ne Okudum 2 Yaşında
18 KASIM 2009 tarihinde şahane bir fikir geldi aklıma "Okuduklarımı niye yazmıyorum" diye :) meğer çok da şahsımın dehasına ait bir fikir değilmiş sonra fark ettim birbirinden güzel kitap bloglarını. Çok güzel dostlarım oldu, muhteşem paylaşımlar, güzel okumalar gerçekleştirdik. Başta kendim için yazmaya başlamıştım ama sonra bir bir arttı takip edenler, ne okudum merak edenler :) Bir minik jest yapmak istedim ne okudum merak edenlere... En sevdiklerimden birini armağan etmek isterim.
19 KASIM 2011 Saat 20.00'ye kadar blogumu izleyen ve bu yazının altına yorum bırakanlar arasından kura çekilecek. Hediyem yukarıda görüldüğü üzere "İvan Denisoviç'in Bir Günü" mutlak okunması gereken bir baş yapıt. Okumadıysanız umarım şans size güler. Uzun yıllar okuduklarımı paylaşmak dileği ;)
14 Kasım 2011 Pazartesi
Herta Müller Okuması (15 - 30 Kasım 2011)
Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair.
Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti.
Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçe'de yayınlandı.
İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.
Nobel Ayımız Kasım geldi çattı biz Sevgili Özgür ile Herta Müller okuyoruz kapımız her zaman olduğu gibi herkese açık.
2 Kasım 2011 Çarşamba
Ekim Ayı Kitap Ayracı
Bu ayki ayracım Barcelona'dan. Görümcem Sevgili Seda hediye olarak getirdi. Ben çok sevdim. Antoni Gaudi kim diye merak ederseniz tık.
Bu ara okuma hayatım sekteye uğramış durumda. O kadar az okuyorum ki kaplumbağa hızı yanımda ışık hızı gibi kalır. Ders çalışmaktan usandım artık. ÜDS'den beklediğim sonucu alamadığım için KPDS'ye odaklanmış durumdayım. Bu durumdan bir an önce çıkmak şu illet sınavı geçmek istiyorum.
Kasım ayı Sevgili Özgür ve benim için Nobel ayı. Ancak bu sene Nobel Edebiyat ödülü şair Tomas Tranströmer'e verilince Sevgili Özgür ile 2009 yılının Nobel Ödüllüsü Herta Müller'i okumaya karar verdik. 15 Kasımda başlıyoruz o zamana kadar umarım elimde uzayan kitabı bitirebilirim. Aslında hoş bir kitap ama ders çalışmaktan bir türlü odaklanıp bitiremedim.
Güzel bir kasım ayı diliyorum...
11 Ekim 2011 Salı
Nobel Edebiyat Ödülü
İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi'nin İsveç Akademi Salonu'nda Peter Englund tarafından yapılan açıklamada, 2011 yılı Nobel Edebiyat Ödülü'nün İsveçli yazar Tomas Tranströmer'e verildiğini bildirdi. Beklentiler bu yıl bir şaire ödülün verilmesiydi ve bu beklentiler gerçekleşti.
Şairin dilimize çevrilmiş olan iki kitabı bulunuyor, Hüzün Gondolu ve İzmir Saat Üç.
Malum Kasım ayı Sevgili Özgür ve benim için Nobel ayı. Ancak bu sefer eski bir Nobelli Edebiyatçı seçeceğiz gibi görünüyor. Ne dersin Özgür ;)
5 Ekim 2011 Çarşamba
Agatha Christie - İskemlede Beş Ceset
İskemlede Beş Ceset (One, Two, Buckle My Shoe)
Agatha Christie
Altın Kitaplar
1990, İstanbul
ISBN: 975-405-053-8
174 Sayfa
Çeviri: Gönül Suveren
One, two, buckle my shoe
Three, four, knock at the door
Five, six, pick up sticks
Seven, eight, lay them straight
Nine, ten, a big fat hen
Eleven, twelve, dig and twelve
Thirteen, fourteen, maids a’courting
Fifteen, sixteen, maids in the kitchen
Seventeen, eighteen, maids a’waiting
Nineteen, twenty, my platter’s empty…
(Bir, iki, ayakkabımın tokasını tak,
Üç, dört, kapıyı kapat.
Beş, altı, çomakları al.
Yedi, sekiz, onları düzgün koy.
Dokuz, on, besili bir tavuk.
On bir, on iki, insanlar incelemeli.
On üç, on dört, kızlar flört ediyor.
On beş, on altı, kızlar mutfakta.
On yedi, on sekiz, kızlar bekliyor.
On dokuz, yirmi, tabağım boşaldı.)
Agatha Christie'nin çocuk tekerlemelerinden esinlenerek yazdığı romanlar meşhurdur ki en önemlisi On Küçük Zenci'dir. Diğer pek çok romanında da bu tekerlemeleri kullanır. İskemlede Beş Ceset'te öykü bu tekerlemenin ilk satırından yola çıkarak başlıyor. Düşen bir ayakkabı tokasıyla... ve nihayetinde yine bu ayakkabı tokası sayesinde Poirot esrarı çözüyor.
Kitap sonuna kadar acaba Agatha Teyzem nasıl toplayacak konuyu diye beni merak ettirdi durdu çünkü bir ara epey bir karıştı ve konu dağıldı. Ancak yine de gayet güzel toparlandı ve güzel bir finale ulaştı. Ancak işin en kötü yanı yıllar önce katilin adını yazıp sayfaların arasına koyduğum minik bir kağıdı bulmam ve katili öğrenmem oldu. Kitabı ilk defa 1992 yılında yaz tatili sırasında okumuştum. Kitabın büyük bir bölümünü hatırlıyordum ve katili de istemeyerek hatırladım bu yüzden biraz heyecansız okudum diyebilirim.
Ancak Poirot'nun dişçi randevusuna şahit olmak çok hoş bir deneyimdi :)
Poirot olağan diş kontrolüne gider. Ancak kendisinin ayrılmasından kısa bir süre sonra dişçisinin öldüğünü öğrenir. Olayın cinayet mi intihar mı olduğu karmaşası yaşanır. Gayet kendi halinde bir dişçiyi kim öldürmek ister? Zaten olayın da karmaşası burada yatar. Poirot olaya el koyar ve konuyu araştırmaya başlar. İçinde insanların aşklarını nasıl taze tuttuğuna güzel bir örneğinde olduğu bu kitap gerçekten değişik.
Ancak ben kitapta beş ceset göremedim. Okuyan varsa diğer iki ceset konusunda bir aydınlatma bekliyorum. Yine kötü bir isim seçimi.
30 Eylül 2011 Cuma
Agatha Christie - Koltuktaki Ölü
Koltuktaki Ölü (Sad Cypress)
Agatha Christie
Altın Kitaplar
1990, İstanbul
ISBN: 975 - 405 - 179 - 8
181 Sayfa
Çeviri: Gönül Suveren
Okudukça anımsadım, anımsadıkça sevdim. Benim için başlarken de özel ve anlamlıydı, zira canım arkadaşım Biblio'nun gözdelerindendi. O yüzden zor bir yazı olacak benim için. Kitap her ne kadar bir polisiye olsa da ben de bıraktığı tat çok farklı oldu. Kelimelere nasıl dökeceğimi bilemiyorum ancak Elinor'un yaşadığı şeyleri kendim yaşamışım gibi hissettim ve o kadar içime işledi ki hala etkisi altındayım.
Farklı bir Christie desem hata etmem sanırım. Benim okuduklarımın arasında olayın mahkeme aşamasına gelmiş olanını anımsamıyorum. Zaten Poirot da olaya geç dâhil oluyor. Christie, mahkeme salonu gerginliği ile fark yaratmış.
Genç ve güzel bir genç kız olan Elinor bir gün imzasız bir mektup alır. Hasta halası ile ilgili olan mektupta başka birinin halasını etkisi altına alarak mirası kendisine bıraktıracağından bahsetmektedir. Mektubu nişanlısına (nişanlısı hasta halanın kocasının yeğenidir) gösterir ve halasına bir ziyaret yapmaya karar verirler. Gitmeleriyle birlikte olaylar başlar.
Dediğim gibi Elinor karakteri çok etkileyici ancak bunun yanında öyle değişik katmanları olan bir roman ki. Özellikle Bayan Welman'ın aşkı insanın içini burkan cinsten.
Ne kadar iyi, güzel ve masum olsa da Mary bana çok itici geldi. Hele Roddy'i öldürmek geldi içimden. Vefa, sadakat konularında aşırı hassasım sanırım.
Kitabın ismi ve kapak resmi ise tam evlere şenlik Canım Biblio'nun da belirttiği gibi hem bu baskısı hem de yeni baskısındaki (Esrarengiz Sanık) ismi çok yanlış. Hele bu baskıdaki kapak felaket. Bu yaşlı adam kim? Romanda tamam bir yaşlı adam ölüyor ama olayın onunla alakası yok. Hâlbuki orijinal ismi o kadar yalın ve anlamlı ki; Sad Cypress Hüzünlü Selvi.
Kitabın oldukça başarılı film uyarlaması burada.
Siz en iyisi bu benim sığ yazımı bırakın Canım Biblio'nun güzel yazısını okuyun. O güzel yazı da burada.
Sonrada alın bu kitabı okuyun, polisiye türün de ne harika öyküler yaratacağına şahit olun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









