14 Kasım 2013 Perşembe

William Faulkner Okumaları [15-30 Kasım 2013]


Ne zamandır Nobel Okuması yapamıyordum. Sevgili Arkadaşım Biblio ile konuşurken Faulkner okumayı düşündüğümü söyledim ve katılmak istedi. Ne de güzel oldu. Dün akşam düşünürken yılda iki kez yaptığım bu okumayı üçe çıkarmaya karar verdim. Hatta yazarımı da belirledim ama onun için Mart ayını bekleyeceğiz :)

Çok yoğun olduğum için ben Faulkner'in iki kitabını okuyacağım:
 Ses ve Öfke
Yenilmeyenler


Bize katılmak isterseniz  yazının altına yorum bırakabilirsiniz. Blogunuz varsa siz de böyle bir katılım yazısı yazabilirsiniz. Görsel için Sevgili Biblio'ya gecekutuphanesi@hotmail.com adresi ile ulaşabilirsiniz. 

Kasım'da Faulkner okuyanlar

Güzel okumalar dileği ile... 

20 Ekim 2013 Pazar

Tekinsiz Bir Agatha Christie Okuması [21 - 31Ekim 2013]


Her şey kronolojik okumam ile başladı. Okudum okudum ve tam da Cadılar Bayramı yaklaşırken sıra Agatha Christie'nin Hallowe'en Party (Elmayı Yılan Isırdı) kitabına geldi. Canım arkadaşım Biblio'ya birlikte okumayı teklif ettim. O her zaman olduğu gibi beni kırmadı. Kitabı okumakla kalmayıp filmini izleyeceğiz. Bu güzel kitabı yalnız bırakmamak adına yanına bir kaç kitap daha eklemeye karar verdik. Ben 

  • Elmayı Yılan Isırdı - Hallowe'en Party
  • Pembe Evdeki Ölü - By the Pricking of My Thumbs
  • Fare Kapanı - Three Blind Mice and Other Stories

Kitaplarını okuyacağım.

Elmayı Yılan Isırdı ve okumak istediğiniz diğer Christie'leri tanıtan bir yazı yazarak bize katılabilirsiniz. Okuma için Sevgili Biblio yine muhteşem bir görsel hazırladı. Bu görsellere ulaşmak için ona gecekutuphanesi@hotmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. Onun şahane yazısı burada


İyi okumalar...

14 Ekim 2013 Pazartesi

Kenneth C. Davis & Jenny Davis - Edebiyattan Pek Anlamam


Edebiyattan Pek Anlamam (Don't Konow Much About Literature) 

Kenneth C. Davis& Jenny Davis

NTV Yayınları

2011, İstanbul

ISBN: 978-605-5443-24-5

208 Sayfa

Çeviri: Taciser Ulaş Belge



Tüm zamanların en etkili kitap ve yazarları hakkında bilmeniz gerekenler

Gelelim yazın okuduklarıma... Yazın okuduğum en hoş en keyifli kitaplardan biriydi Edebiyattan Pek Anlamam. Biraz Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne Yüksek Lisans'a başvuracağım için okudum. Belki mülakatta dünya edebiyatından da soru falan gelir diye. Gerçi mülakat hiç umduğum gibi gitmedi. En sevdiğim yazar bile sorulmadı neyse. Kitabın en ilgimi çeken noktası aslında 2011 yılında basılmış olmasına rağmen bu sene dikkatimi çekmiş olması. Birkaç arkadaşımın okuduğunu görünce ve bir sınav hazırlığım olunca aldım ben de ve bir çırpıda okudum. 

Çok keyifli... Her sayfada ya bir yazar ya da bir konu başlığı inceleniyor. Altında da sorular oluyor. Hem bilginizi ölçüyorsunuz hem de bilmediklerinizi öğreniyorsunuz. Daha ne olsun. 

Kitabın George Orwell, Rüzgar Gibi Geçti, Agatha Christie, Franz Kafka, Distopyalar, James Joyce, Nobel Ödülü Kazananlar/Kazanamayanlar, Jane Austen, Homeros, Dante, Soljenitsin v.b. sınavlarını başarıyla geçtim. Bir sürü not aldım,satır altı çizdim. 

Kitabın başında ki alıntıyı da çok sevdim: 
"Bilmediklerinizi bir araya toplasanız çok büyük bir kitap olur" Sydney Smith 

Şahane değil mi? 

Kitap seviyorsanız -ki seviyorsunuzdur bir kitap blogu okuduğunuza göre- okumanızı tavsiye ederim. 


 Nasıl okumuşum? Böyle :) 

İYİ BAYRAMLAR :) 

13 Ekim 2013 Pazar

Ekim Ayı Ayracı


Fark ettim ki Mayıs ayından beri ayraçlarımı paylaşmıyormuşum. En yeniden başlayayım. Canım Arkadaşım Ebru hediye etti muhteşem kentin muhteşem ayracını. Bayıldım tek kelime ile...

Agatha Christie - Üçüncü Kız


Üçüncü Kız (The Girl) 

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2010, İstanbul

ISBN: 975-21-0594-7

224 Sayfa

Çeviri: Gönül Suveren




"Acaba bir kitap daha mı yazsam? Yok yok ...Bir işi en iyi şekilde yapar, ondan sonra da o konuya bir daha dönmezsin..."

İşte tatmin eden bir kitap. Her şeyi ile... Daha ilk sayfadan itibaren Hercule Poirot bizimle birlikte bu bile büyük bir keyif. Çok da ilginç başlıyor. Genç bir kız Poirot'yu ziyaret ediyor ve çok emin olmamakla birlikte bir cinayet işlemiş olabileceğinden bahsediyor. Haliyle bu canı sıkılan Poirot'yu meraklandırıyor ve konuyu araştırmaya başlıyor. Poirot'ya Sevgili yazarımız Ariadne Oliver da eşlik ediyor. Poirot ile diyologları çok güzel. Hele Miss Oliver Poirot'ya "Neden kafama vurdukları yere gitmiyorsunuz?" diye sorduğunda Poirot'nun "Neden benim kafama da mı vursunlar?" cevabına epeyce bir güldüm. Çok çok başarılı. 

Daha önce uyarlamasını izlemiştim ama çok aklımda kalmamış. Belki de değişiklik yapmışlardır. Çünkü katil gerçekten ilgi çekici. 

Daha ne yazsam bilemedim. Bu okuma haftasının sanırım en iyisiydi. Bu okuma için diğer tüm katılımcılara ve Canım Arkadaşım Biblio'ya tekrar teşekkür ederim. 

Bu arada Cadılar Bayramı'nda yanı 31 Ekim haftası yine Sevgili Biblio ile Agatha Christie'nin Hallowe'en Party'sini yani Elmayı Yılan Isırdı kitabını okuyacağız. Katılımlarımızı bekliyoruz. Şimdiden herkese iyi bayramlar dilerim... 

7 Ekim 2013 Pazartesi

Agatha Christie - Cinayetler Oteli


Cinayetler Oteli (At Bertram's Hotel

Agatha Christie

Altın Kitaplar

1993, İstanbul

ISBN:975-405-406-1

176 Sayfa 

Çeviri: Gönül Suveren




Çeviriden mi kaynaklanıyor bilmem ama çok da iyi değil Cinayetler Oteli. Cinayetler Oteli bitince hemen arkasında Greenshow 'un Deliliği adında bir de uzun öykü var. Açıkçası öykü kitabın sonunda öyle tuhaf duruyordu ki Agatha Christie'ye ait mi? gerçekten böyle bir öykü var mı? diye oturdum araştırdım. Aslında "The Adventure of the Christmas Pudding and a Selection of Entrées" kitabında yer almasına rağmen bizde ki Noel Kekinin Gizemi kitabında bu öykü yok. Zaten bu baskılar iyice karışmış durumda. Neyse ki artık yeni baskılar yapılıyor da sahaflardan aynı kitabı iki farklı isimle almak durumu olmuyor. 

Cinayetler Oteline gelirsek öykü sıradan, cinayet basit, neden gereksiz. Biraz tatsız ve zorlama. Külliyatın tümünü okuyacaklar için ideal. Yoksa Agatha Christie maratonuna bu kitap ile başlamak, başlamadan bitirmeye neden olabilir. En vasatları bile bayıla bayıla okuyan ben bile sevemedim. 

Miss Marple'a Karayip tatili yetmemiş olacak bir de Bertham Oteline dinlenmeye gelir. Tabii yeğeni sayesinde. Çocukken geldiği oteli hafızasında hep canlı tutmuştur. Miss Marple otelin bu kadar yıl sonra bile değişmediğini memnuniyet ile fark eder. Ama bir süre sonra bu değişmemiş hali tuhaf hatta gizemli gelmeye başlar. Bu sırada işlenen bir cinayet ile Miss Marple yine kendini bu olayı çözmeye adar.

Greenshow'un Deliliği ise kısa ama hoş bir öykü. Yine Miss Marple ustalıkla çözüyor cinayeti. Cinayetler Oteli'nden çok daha güzel bir öykü. 



En kısa zamanda izlemediği düşündüğüm uyarlaması burada

5 Ekim 2013 Cumartesi

Agatha Christie - Ölüm Adası


Ölüm Adası (A Caribbean Mystery)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2013, İstanbul

ISBN:978-975-21-1269-8

224 Sayfa

Çeviri: Çiğdem Öztekin




Cömert yeğeninin hediyesi olarak Karayipler'de bir otelde tatil yapan Miss Marple günlerini tatlı gevezelikler ederek geçirirken, Binbaşı Palgrave eski anılarını anlatır. Bu anıların içinde bir de cinayet öyküsü vardır. Miss Marple'a katilin bir fotoğrafını tam göstermek üzereyken adam telaşlanır ve fotoğrafı göstermekten vazgeçer. Ertesi gün Binbaşı'nın ani ölümü elbette Miss Maple'ı şüphelendirir. Üstelik bahsedilen fotoğraf da kaybolmuştur. Adaylar azdır ve Miss Marple, Bay Rafiel ile bu konuyu düşünmeye başlar.

Aslında oldukça etkileyici başlıyor. Bir katilin fotoğrafının olması oldukça ilgi çekici. Tatil atmosferi nedeniyle tatilde okunacak kitaplardan. Çok iyilerden olmasa da ben severek okudum. Cinayetin minicik bir detay ile çözülmesi de hoşuma gitti. Zanlı sayısının az olduğu kitaplardan diyebilirim. 

Miss Marple örgüsünü ördükçe, havalarda soğumuşken benim de canım bir şeyler örmek istedi :) 


3 Ekim 2013 Perşembe

Agatha Christie - Ölüm Saatleri


Ölüm Saatleri (The Clocks)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2009, İstanbul

ISBN: 978-975-21-0865-3

256 Sayfa

Çeviri: Gönül Suveren



Ölüm Saatleri yine benim büyük merakla okumayı beklediğim bir kitaptı. Poirot olduğu içindi bu merakım. Ancak  kitap ve olay çok heyecan verici olmasına rağmen, Poirot'nun silik varlığı hayal kırıklığı oldu. Daha aktif bir Poirot beklerdim. Bu romanda Poirot kendini polisiye roman külliyatı okumaya vermiş. Hal böyle olunca Poirot oldukça geri planda kalıyor. 124. sayfaya kadar da ortaya çıkmıyor.

Wilbraham Crescent 19 numaraya iş için giden Shelia, bir odaya girer, odada birden fazla saat vardır biri dışında hepsi 16.13'ü göstermektedir ve de bir ceset. Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir kadın odaya girer ve cesete doğru ilerler, Shelie kadını durdurur ve bağırarak sokağa fırlar. Colin Lamb ile karşılaşan kız olayı bir çırpıda anlatır ve genç adam eve gider. Colin Lamb aslında bir casusu ararken bu cinayet davasını da çözmeye çalışır. Tıkandığı anda eski dostu Poirot'dan yardım ister. 

Katili biraz tahmin eder gibi oldum ama yine de emin olamadım. Keyifle ve hızlıca okudum. Dediğim gibi keşke Poirot daha aktif olsaymış ben daha çok mutlu olurdum.

Henüz izleyemediğim bir uyarlaması var, David Suchet'li göz atmak isterseniz burada.  Haftasonu okuduğum kitapların uyarlamalarını izlemek niyetindeyim.  

2 Ekim 2013 Çarşamba

Agatha Christie - Ve Ayna Kırıldı


Ve Ayna Kırıldı (The Mirror Crack'd From Side to Side)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2012, İstanbul

ISBN: 978-975-21-1416-6

304 Sayfa

Çeviri: Çiğdem Öztekin



Ağ dışarı uçtu ve uzaklara gitti,
Ayna birden boydan boya kırılıverdi
Lady Shalott,
"Lanet üzerime geldi" diye haykırdı. 

Açıkçası bu kitabın önce film uyarlamasını izledim. Film uyarlamasında da birbirinden şahane aktörler aktrisler oynuyorlar. Ama filmi çok da beğenmedim hemencik olaylar çözüldü gibi geldi bana. "Gayet basit" dedim. Uzun süredir de bu kitabı okuma günüm gelince "nasıl ısınır da okurum" diyordum. Nihayet o gün geldi çattı. Malum Agatha Christie'nin en kötü kitabı bile başımın tacı. Başladım okumaya. Hiç de öyle basit falan değilmiş. Baya çetrefilliymiş öykü. Sonra dedim bir de üzerine yeniden filmi izleyeyim. Aaa film de gözüme daha güzel görünmez mi? Demek neymiş ön yargı illetmiş. 

Kitabın Kral Arthur Efsanesi göndermesine de ayrıca bayıldım. Lady Shalott yüreğimi burktu. 

Bizim şeker tonton Miss Marple St. Mary Mead'in yeni haline alışmaya çalışırken, kasaba bir sansasyon ile çalkanır. Ünlü film yıldızı Marina Gregg, Gossington Malikanesini (ki bu bu malikaneyi Cesetler Merdiveni'nden biliyoruz) satın almıştır ve St. Mary Mead'e yerleşecektir. Herkes bu olaydan büyük heyecan duyar, dedikodular yapılır. Sevinçli bir telaş yaşanır. Bir yardım toplantısında gayet sıradan bir kadın olan Bayan Badcock aniden ölür. Ancak bu ölüm hiç de sıradan değildir. Cinayettir ve asıl hedef de bu zavallı kadın değildir... Çözüm Miss Marple'a kalır. 

Daha önce de yazmıştım eskiden ben Miss Marple'ı pek sevmezdim. Ama okudukça zaman ilerledikçe (ben yaşlandıkça :)) daha çok sevmeye başladım. Şimdi çok sevdiğim bir karakter ve iyi ki Agatha Christie, Miss Marple karakterini yaratmış. Romanda daha önce yaşanmış, kütüphanedeki ceset olayına dönüş de çok keyifliydi. İşte bu da kronolojik okumanın faydaları :) 

Siz benim ön yargılarıma bakmayın. Elizabeth Taylor, Rock Hudson, Angela Lansbury'li filmi de izleyin kitabını da okuyun. 

Meraklısına Not: Agatha Christie'nin tarihi romanı benim de en sevdiklerimden Yılan İçini Döktü'nün yeni baskısı yapıldı. Yeni baskıda adı Sonunda Ölüm Geldi meraklılara duyurulur. 



1 Ekim 2013 Salı

Agatha Christie - Ölüm Büyüsü


Ölüm Büyüsü (The Pale Horse) 

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2009, İstanbul

ISBN:975-21-0737-0

304 Sayfa

Çeviri: Çiğdem Öztekin



Yazın okuduğum kitapları sonra yazacağım, şimdi sıcağı sıcağına Agatha Haftası kitaplarımı yazmak istiyorum. Yine şahane bir hafta geçti. Benim kitaplarımın sayısı çok olunca soluk soluğa okudum kitapları. Bu arada hem kızımın doğum günü partisi hem derslerin başlaması ile yoğun bir döneme girdik. Ancak bu yoğunlukta bile vakit bulabildim. Bu arada 2. kez Yüksek Lisansa başladım. Hem de Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde. Onun da dersleri başladı bakalım nasıl olacak. Bir cesaret başladım umarım sonunu getirebilirim. 

Bu şahane kitaba gelirsek okumayı çok istediklerimdendi. Adı zaten çok çekici. Agatha Christie pek doğa üstü olaylara yer vermediği için merak ediyordum. Elbette yine bu gizemli olaylara şahane ve mantıklı bir açıklama getirse de roman boyunca meraktan çatlatıyor. 

Romanda ünlü polisiye yazar Ariadne Oliver yer alsa da çok da etkin bir rolü yok. 

Tüm olaylar Mark Easterbrook adlı tarihçinin Chelsea'de tanık olduğu bir olayla başlar. Bu olayda gördüğü kızlardan birinin kısa sonra öldüğünü öğrenen Mark, kısa bir süre sonra eski bir okul arkadaşından gizemli bir başka olay öğrenir. Arkadaşı ona bir isim listesi gösterir ve Chelsea'de ölen kızın ismine rastlar. Böylece olayın içine giren Mark'ın karşısına Kır At evi çıkar. Bu evde Macbeth'deki büyücüleri andıran üç kadının kara büyü yaptıkları söylenmektedir. Gerçekten de büyü ile bir insanı öldürmek mümkün müdür?

Okurken çok keyif aldım. Ve Canım Arkadaşım Biblio ile iyi ki Shakespeare okumuşum dedim :) 

14 Eylül 2013 Cumartesi

Agatha Christie Okumaları [15-30 Eylül 2013]


Biz Canım Arkadaşım Biblio ile Agatha Christie'yi çok özledik. Eğer siz de özlediyseniz bu okumamıza katılmaz mısınız? Okumamız tam da Agatha Christie'nin doğumgününde başlıyor.  

Benim okuyacağım kitaplar: 

  • Ölüm Büyüsü - The Pale Horse
  • Kırık Ayna -  The Mirror Crack'd
  • Ölüm Saatleri - The Clocks
  • Ölüm Adası - A Caribbean Mystery
  • Cinayetler Oteli - At Bertram's Hotel
  • Üçüncü Kız - Third Girl
Üçüncü kız sonrada ilave oldu umarım yetiştirebilirim :)

Sevgili Biblio'nun yazısından okumaya katılacakların listesine ulaşabilirsiniz. Katılmak isterseniz eğer blogunuz varsa orada bir katılım yazısı yazıp linkini yoruma yazabilirsiniz. Sonra kitapları okudukça yorumlarınızı yine blogunuz da yazabilirsiniz. Bu kadar...

Bu şahane görsel için Canım Biblio'ma ne kadar teşekkür etsem az. Her zamanki gibi muhteşem... 

19 Temmuz 2013 Cuma

Amin Maalouf - Doğu'dan Uzakta


Doğudan Uzakta (Les désorientés)

Amin Maalouf

YKY

2012, İstanbul

ISBN: 978-975-08-2384-8

457 Sayfa

Çeviri: Ali Berktay 



Çoğu kitap sever Kitap Kardeşliğini duymuş olmalı. Duymayanlar için bu güzel projeden biraz bahsetmek isterim. Sevgili Stylopunk önderliğinde başlamış bir okuma hareketi. Her ay oylarla belirlenen bir kitabı okuyor katılımcılar. Belli tarihlerde konuşmalar ve tartışmalar yapılıyor. Etkinlik hem instagram hem de blog üzerinden takip edilebilir. 

Amin Maalouf'un son kitabı, Kitap Kardeşliğinin Mart ayı kitabıydı. Sevdiğim bir yazar olduğu için katıldım ben de. Kitabın arka sayfa bilgisi biraz yanıltıcı gibi geldi bana. Arka kapakta "... bir grup insanın, ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra farklı yerlere dağılmasını ve yıllar sonra, eski arkadaşlarından birinin cenazesi dolayısıyla tekrar ülkelerine dönmeleriyle başlayan 16 günlük bir yüzleşme romanı." diye yazılmış. Ancak aslında durum biraz daha farklı. Murad'ın ölüm döşeğindeki son arzusu eski dostu Adam ile konuşmaktır. Ancak Adam arkadaşına kızgın olduğu için bu dileğe geç yanıt verir ve yetişemez. Murad'ın karısının isteği üzerine yıllar önce terk ettiği ülkesinde bir süre kalmaya karar verir. Bu kalış tüm eski grup arkadaşlarını bir araya getirme, Murad'ı ve daha önce aralarından ayrılan Bilal'i anma toplantısı düzenlemeye döner. Adam bu toplantı için  kimi dünyanın farklı yerlerine dağılan, kimi ülkede olmasına rağmen bambaşka yollarda yürüyen arkadaşları ile iletişime geçmeye başlar. Bu sırada yine eski arkadaşı Semiramis'in otelinde kalır. Arka kapak yanlışı şurada: sanki bütün herkes 16 gün boyunca bir arada olarak bir yüzleşme bir hesaplaşma yaşanıyor izlenimi yaratmasında. Halbuki son bir iki gün bir araya gelme süreci yaşanıyor. Aslında bu tamamen Adam'ın bir yüzleşmesi. Zaten roman onun tutuğu günlükten meydana geliyor. 

Kitabı sevdim mi? Ne evet ne hayır. Doğu - Batı , dinler arasındaki farklılık üzerine yapılmış incelikli yorumlar gerçekten çok etkileyici idi. Günümüzde hala sıcak olan iç savaşın ne denli büyük bir yıkım olduğunu göstermesi çok önemliydi. Bunlar sevdiğim özellikleri oldu kitabın. Sevmediğim kısım ise aşağıda biraz detaylı yazacağım. Ama kitabı okumadıysanız Maalouf hatırına okunabilir. Yok yazarı hiç okumadıysanız bundan değil diğer kitaplarından özellikle Semerkant'tan başlamanızı öneririm. Altı çizilecek pek çok satır var kuşkusuz. Güzel tespitler mevcut. Benim en beğendiklerimden biri doğu kültüründe olan yakınını kaybedenleri yalnız bırakmama, sürekli taziye için gelen birilerinin olması üzerine. 

YAZININ BU BÖLÜMÜ ROMANIN İÇERİĞİNE İLİŞKİN DETAYLAR İÇERMEKTEDİR 

Detaylara gelirsek final olmamış. Ben toplantıyı, orada olacakları okumak isterdim ve bir 200 sayfa daha okumaya hazırdım. Keşke toplantıyı yazsaymış çok daha gerçekçi olurdu. Hele Adam'ın kaza geçirmesi, öldü mü kaldı mı sorusu yaratan final çok  basit kalmış. Bu kadar sayfa tezli özlü şeyler okuduktan sonra böyle son kimseyi tatmin etmez ki Kitap Kardeşliği yorumlarında da bu paylaşıldı. 

Gelelim romanda iğreti duran diğer olaya. Adam ve Semiramiyıllar önce aralarında başlamadan biten bir aşkın kahramanları. Adam da ülkesine dönünce Semiramis'in otelinde kalıyor. Ama gel gör ki Semiramis, Adam'ın karısından izin alarak Adam'ı baştan çıkarıyor. Yaşamadıklarını yaşamak için. Adam'ın karısı da hiç problem çıkarmadan bunu kabulleniyor. Burada bir duygu eksikliği var. Aldatma elbette edebiyatın en üzerinde durduğu tema. Bu romanda da yazılabilirdi, tuhaf durmazdı ama bu izin alma karşı tarafın izni vermesi bana duygusuzca geldi. Halbuki olayı izin meselesini katmadan verseydi yazar daha reel olurdu diye düşünüyorum. Yine bu konu diğer okurları da rahatsız etmiş yorumlarda bu konu üzerinde duruldu. 
UYARI SONU 

Amin Maalouf müthiş bir yazar. Ancak bu roman içerik olarak dolu olmasına rağmen kurgu olarak biraz acemi işi gibi. Finali tatmin etmese de okunabilir. 

Böyle okumalı :) 

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Elizabeth Peters - Kumsaldaki Timsah


Kumsaldaki Timsah (Crocodile on the Sandbank)

Elizabeth Peters 

Oğlak Yayıncılık

2006, İstanbul

ISBN: 975 329 539 1

347 Sayfa

Çeviri: Nazan Tuncer 





Sevgilimin aşkı karşı yakada, 
Aramızda geniş bir su var
Ve kumsalda bir timsah bekliyor

-Eski bir Mısır aşk şiirinden 

Canım arkadaşım Judy tavsiye etmişti bir süre önce. Hem polisiye hem Mısır hemen okumak istedim. Sonra araya başka kitaplar girdi. Sonra bir kaç yerde baskısını bulamadım. Sonra idefixe'de buldum aldım ve bir çırpıda okudum. Yazmak çok sonraya kalsa da... (sonrayı cümle içinde kullan :S)  Judy'nin tavsiye ettiği kadar varmış o kadar güzel ki diğer kitapları da alıp hemen okumak istedim. Tatilde okurum diyordum ama başka bir plan çıktı, en kısa sürede diğerlerini de alıp okuyacağım. Çok keyif aldım. Hele Mısır da geçmesi arkeoloji, kazı alanı, gizem daha ne isterim ki... Bir de aşk var tabii... 

Yazarın kahramanı Amelia Peabody serisinin epeyce çok kitabı var ancak Türkiye'de son sayıya göre 6 tanesi basıldı. İlk beş kitap Oğlak Maceraperest kitaplar serisinden çıkmasına rağmen son kitap Altın Kuşun Mezarı Epsilon'dan çıktı. Umarım seri devam eder. Bu güzel polisiyeden mahrum kalmayız. Canım arkadaşım Judy'e beni Amelia ile tanıştırdığı için çok teşekkür ederim. (Bizim dilde teşekkür:  çok mersi annemmm makbule geçti vallah meraklısına not: Biz Judy'm ile kraliyet kaynanalarıyız. Kate'e çektirmediğimiz kalmadı doğuramadı mı hala bacım gelin?

Kahramanımız Amelia küçük bir kasabada eski yapıtlar uzmanı ve araştırmacısı babası ile yaşar. Yapacağı tek iş ders çalışmak olan Amelia'nın eski yeni dillere karşı bir doğal yeteneği vardır. Baba kız gayet uyumlu yaşarlar Amelia kendisini akademik olarak geliştirirken bir gün babası ölür. Hatırı sayılır bir miras kalan Amelia bir anda samimiyetsiz akrabalar, para için etrafta dönen bekar erkeklerden bıkar ve İngiltere'den ayrılmaya karar verir. Öncelikle kendine bir yol arkadaşı bulur (yıl 1880 tek başına kadın seyahat ediyor ı-ıı olmaz olamaz) Ancak yol arkadaşı Bayan Pritcheet Roma'ya vardıktan kısa bir süre sonra hastalanır. Mısır'a gidecek olan Amelia'nın planı iki hafta sekteye uğrar. Bu yüzden ya yeni bir arkadaş bulacaktır ya da yalnız gidecektir. Tam bunu düşünürken Forum'da bir kalabalık dikkatini çeker. Kalabalığın yanına vardığında baygın halde yatan genç bir kız görür. Hemen ona yardım eder ve birlikte otele giderler. Kızın acıklı öyküsünü dinleyen Amelia, Evelyn'nin uygun bir yol arkadaşı olduğunu düşünür. Evelyn başta itiraz eder  ama kabul eder ve yolculuk başlar. 

Mısır kısmını okumak lazım. Çok etkileyici. Nil'de gemi yolculuğu en büyük hayallerimden biri. Umarım bir gün (Mısır durulur inşallah) gerçekleştirebilirim. 

Hem polisiye hem antik tarih severlerin kalbini çalacak bir kitap. 



Böyle okumalı :) 


8 Temmuz 2013 Pazartesi

Ben Çocukken #1


Instagram'da kısa bir süredir annemde bulduğum çocukluk kitaplarımı paylaşıyorum. Çok da hoş yorumlar geldi. Benim ile yaşıt arkadaşlarım takip edenler hemen hatırladılar ve kendi favorilerini yazdılar, duygulandılar. Serhat Yayınlarının bu çocuk klasikleri serisi şahanedir. Arkasındaki listeden hep bir sonraki alacağım kitabı seçerdim. Kapakları çok güzeldi. 

Instagram'da paylaşınca bugün bloga da iki satır bir şeyler yazmak istedim. "Esrarlı Ada" benim en sevdiğim yazar Jules Verne'in en sevdiğim kitabı. Çocukken hemen hemen tüm külliyatını okudum. Hatta uzun bir süredir yeniden, bu sefer tam metinlerini okumak istiyorum. Esrarlı Ada'yı ilk okuduğum andan beri hep oyunlarımda yaşattım. Her yaz okul tatil olunca mutlaka adaya düşme oyunu oynardım. Şimdi fark ediyorum genelde yalnız bir çocuktum. Arkadaşsız olmayı ben seçerdim özgür olmak için. İstediğimi okumak, oynamak için. Şimdi bile çok arkadaşım, dostum olmasına rağmen yalnız kalmayı isterim. Hayatımın en güzel zamanı Üniversite'de okurken yalnız eve çıktığım yıllardı. Karakterim gereği bu ıssız ada öyküleri de çok hoşuma gidiyor. Esrarlı Ada da böyle. Adaya düşen adamların hayatta kalma mücadeleleri ve adayı yaşanır bir hale getirmelerini çok seviyorum. Kitabımı annemden bulup eve getirdiğimde yeniden okudum. Çocukluk yıllarıma güzel bir dönüştü. İtiraf etmem gerekirse Esrarlı Ada kitabım iki tane diğerini de bulabilirsem şahane olacak. Diğer kolilere bir bakmak lazım onun kapağını daha çok sevmiştim. Bulursam (inşallah) yazarım. 

4 Temmuz 2013 Perşembe

Murat Menteş - Ruhi Mücerret


Ruhi Mücerret

Murat Menteş

April Yayıncılık

2013 İstanbul

320 Sayfa

ISBN:6055162054









Merhaba beni anımsayan var mı? Birinin bana fena halde nazarı değdi (!) Ne okuyabiliyorum ne yazabiliyorum. Bugün kararlıyım bu karabasanı bozmaya. 

Murat Menteş'in maalesef ilk okuduğum kitabı. Diğerlerini de okusam iyi olur. Sıraya girdiler bile. Kitabı D&R'ın internet sitesinden sipariş ettim ve şansıma imzalı olarak geldi. Çok hoşuma gitti. Kapak da çok hoş tasarlanmıştı. İlkokuldayken böyle kalemtıraşlarımız vardı televizyon şeklinde. 

Roman 100 yaşına gelmiş son İstiklal Harbi gazisi Ruhi Mücerret'i anlatıyor. Sıra sana ne zaman gelecek bakışları altında ailesinde ölenlerin cenezelerine katılmış bir adam ve bundan fena halde şikayetçi. Her bölüm "Mezar taşıma şunu yazdıracağım" ile biten şahane cümleler ile dolu. Kitabın ilk dörtte birlik kısmı bu neşe ve keyif ile giderken birden "Eee tamam bu güzel tespitler, espriler tamam sonra" gibi bir hissiyata kapılıyorsunuz. Ta ki romanın diğer kahramanı Civan Kazanova'nın olayları anlatmaya başlamasına kadar. Ondan sonra sona doğru yokuş aşağıya güzelce gidiyorsunuz.

Murat Menteş son dönemin en popüler yazarlarından, benim ilk okuduğum kitabı olduğu için genel olarak şöyle böyle diye bir yorum yapmak istemiyorum. Ancak bu kadar çok olumlu yazı okuyup büyük bir istekle aldığım kitap biraz hayal kırıklığı yaratmadı değil. Canım arkadaşım Judy'nin de yazısında aynı hissiyatı paylaştığımızı gördüm. 

Kitap okunabilir ama çok da büyük bir beklentiye girmeden.  


16 Mayıs 2013 Perşembe

Elizabeth Kostova - Tarihçi



Tarihçi (The Historian) 

Elizabeth Kostova

İnkılap Kitabevi

2005, İstanbul

ISBN: 9751023734

648 Sayfa

Çeviri: İdem Erman 





Ne zamandır okuyorum ama yazamıyorum. Neden böyle bir döneme girdim hiç bilmiyorum diğer bloglarımı da güncelleyemiyorum. Bugün şahane bir kitap bitirince yeniden bir yazma paylaşma isteği geldi. Sondan başlayarak son zamanlarda okuduğum kitapları tekrar yazmayı istiyorum.

Tarihçi ilk yayınladığı zaman dikkatimi çekmişti. Ben de eskiçağ tarihçisi olduğum için alıp okumak istedim ama nedense araya hep başka kitaplar girdi. Daha sonra Sevgili arkadaşım Judy'nin bayılarak okuduğunu öğrenince (Kendisinin şahane yazısı burada) yeniden hatırladım kitabı ve bir gün üniversitenin kütüphanesinde dolaşırken rastladım. Ruhi Mücerret yeni bitmişti ve ne okusam diyordum. Hemen ödünç aldım ve okumaya başladım. Kitap oldukça kalın olmasına rağmen sürekli yanımda taşıdım durdum. İlk andan itibaren kendine çekiyor. Anlatımı girift olsa da bence rahat okunan bir kitap. Çünkü romanın anlatıcısı olayları anlatırken araya hem kendi babasının hem de babasının hocasının mektupları giriyor.  Romanda en sevdiğim şey kuşkusuz dolaştıkları kütüphaneler ve orada geçirilen saatler oldu. Roman ayrıca kütüphane keşiflerine çıkarmanın yanı sıra birbirinden güzel ülkelere götürüyor, birbirinden şahane tarihi yerleri dolaştırıyor ki bunlar arasında İstanbul ve Aya  Sofia da var.

Kitabın konusu kabaca Drakula'nın aranışı diyebiliriz. Ancak olaya biraz daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşarak - vampirlik bir batı figürü gibi görünse de - Drakula'nın Osmanlı'da geçirdiği dönem ve Fatih ile olan rabıtası nedeniyle "Niye köklerini İstanbul'da aramıyoruz"dan hareket ediyor. 

Bir gün babasının kütüphanesinden bir kitap bulan genç kız babasına bunu sorduğunda başlıyor her şey. İlk başlarda isteksiz olan baba zamanla yavaş yavaş anlatmaya başlıyor. Hocası Profesör Rossi'nin kaybolması ile olaylar daha da gerilimli bir hale geliyor. 

Tarihe ilgi duyan herkes için şahane bir kitap. Kitap bana Bram Stoker'ın Drakula'sını hiç bir zaman baştan sona okumadığımı da hatırlattı. Yıllar önce İngilizce kısa bir baskısını okumuştum. En kısa zamanda Drakula'yı da okuyacağım. 

Film hakları kitap daha çıkmadan alınmış umarım filmi de izleme şansını buluruz. Bazı eleştirmenler Dan Brown ile kıyaslamış yazarı. Ama ben Dan Brown'dan daha başarılı buldum. 

9 Mayıs 2013 Perşembe

Mayıs Ayı Kitap Ayracı




Nerede kalmıştık? Sanırım her bloggerın böyle dönemleri oluyor. Hiç bir blogumu güncellenmek içimden gelmiyor. Zaten doğru düzgün de okuyamıyorum. Halbuki çok okumak istiyorum. Ama kitaplar elimde sürünüyor. Okunmuşlar yazılmayı bekliyor. Böyle bir kısır döngü içindeyim en kısa zamanda bundan kurtulmayı umuyorum. 

18 Mart 2013 Pazartesi

Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda


Kendine Ait Bir Oda (A Room of One's Room) 

Virginia Woolf

İletişim Yayınları

2003, İstanbul

ISBN: 9789750500848

127 Sayfa

Çeviri Suğra Öncü 




Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un feministliği anlattığı iki eserinden biridir. 19. yüzyıl sonunda hala erkekler ve kadınlar arasında eğitim eşitsizliği vardı. Bazı College'ler kadınları okula kabul etmelerine rağmen erkeklere verdikleri diploma yerine daha az değerli olan belgeler veriliyorlardı. Bu belgeler de kadınların işine yaramıyor devlet dairlerine başvuramıyorlardı. Virginia Woolf dönemine göre şanslı sayılabilir babasının kütüphanesi ve ona tutulan özel hocalarla iyi bir eğitim almasına rağmen erkek kardeşi gibi bir college'ye kabul edilmemesinin acısını yıllarca taşımıştır. (Mina Urgan, Virginia Woolf) 

1929 yılında yayınlanan Kendine Ait Bir Oda,  Newnham ve Girtin College'de 1928 yılında verdiği iki konferanstan oluşur. Konuşma dilini koruduğu için doğal ve akıcıdır. Forster'a göre en güzel yapıtlarındandır ve inancıdır. Virginia Woolf ise kitabın olumsuz karşılanacağını ve lezbiyen sanılacağından endişe eder. Ancak eser günümüzde hala feminizmin klasikleri arasındaki yerini korur. 

Bir kadın yazarın verimli olması için kendine ait bir odası ve geçinebilecek kadar parasının olmasının öneminin vurgular. Bu ikisi olmadan kadınların istese de üretken olmayacaklarını savunur.

Kitapta Shakespeare'a, dahi bir kardeş uydurması çok akıllıca ve hoştur. Ancak bu dahi kız kardeş sırf kadın olduğu için 20 yaşına gelemeden ölür gider. 

Virginia Woolf seslendiği topluluğa sadece öykü roman değil şiir, felsefe, eleştiri ve bilimsel araştırmalar da yazmalarını ister. Virginia Woolf dimağın hem dişil hem erkeksi olduğunu söyler. Bu söylem daha sonra Orlando eserinde kendini gösterir. 

Virginia Woolf'un bir diğer feminizmi savunduğu eseri Üç Gine'i de okumayı çok istiyorum. Kendine Ait Bir Oda, Woolf külliyatında ilk sıralarda okumanızı tavsiye ederim.

Bu güzel okuma için Sevgili Biblio'ya çok teşekkür ederim nice güzel okumalara... 


7 Mart 2013 Perşembe

Virgina Woolf - Flush


Flush

Virgina Woolf

İletişim Yayınları

2001, İstanbul

ISBN: 9788754709070

116 Sayfa

Çeviri:Fatih Özgüven 



Dünyanın büyük şairleri bir yanda gül koklamışlarsa, bir yanda da tezek koklamışlardır. Arada uzayıp giden sonsuz koku derecelemeleri kaydedilmiş değildir. Oysa Flush'ın içinde yaşadığı büyük ölçüde bir kokular dünyasıydı. Aşk özellikle kokuydu; biçim ve renk kokuydu; müzikle mimari, hukuk, politika ve bilim kokuydular. Onun için din bile kokuydu. Her gün yediği pirzola ya da bisküviyle yaşadığı serüvenlerin en basitini tasvir etmek bizi aşar. 


Flush, Virginia Woolf'un en rahat en keyifli okunan eseri sanırım. Çünkü kahramanımız bir köpek. Bazı eleştirmenler tarafından gözardı edilse de bir kısım eleştirmenlere göre tam bir başarı. Gerçekten de bir köpeğin yaşamını okumak çok keyifli. Bu deneyimi Paul Auster'ın Timbuktu romanı da yaşatıyor. O kitabı da çok severek okumuştum. 

Flush Viktoria dönemi şairlerinden Elizabeth Barrett'ın köpeğidir. Elizabeth Barrett babası tarafından hasta olduğu nedeniyle eve kapatılmıştır. Ancak Robert Browning ile tanışıp gizlice evlenirler ve İtalya'ya kaçarlar. En ünlü aşk öykülerinden biri olan bu öykünün tiyatro oyunları yazılmış, filmleri çekilmiştir. Virgina Woolf ise bambaşka bir açıdan kaleme alır öyküyü. Elizabeth Barrett'ın köpeği Flush'ın bakışından aktarır. 

Flush kırsal bölgede yaşayan Viktoria dönemi yazarlarından Mary Mitford'un köpeğidir. Burada geçen günleri çok mutludur. Kırlarda koşar oynar. Mary Mitford'un köpeğini satın almak isteyenler olur. Miss Mitford zor durumda olmasına rağmen Flush'ı satmaya razı olmaz ve onu Elizabeth Barrett'a hediye eder. Flush için bu olay inanılmaz bir deneyimdir. Önce sahibinin onu bırakmasına çok üzülür. Yeni sahibi seslenince yanına gider ve böylece hiç ayrılmayacak bir ikili olurlar. Kırları özlese de buradaki hayat da onu etkilemektedir. Burada yaşamaya alışır mevsimler geçip giderken bir gün bir mektup gelir sahibi heyecanlandıran bu mektup en nihayetinde sahibinin evliliğine kadar gider. Evlendikten sonra İtalya'ya giderler. Flush buraları o kadar sever ki kısa bir süre Londra dönmek ona işkence gibi gelir. İtalya'ya dönünce çiftin bir bebeği olur. Flush başta bebeğe karşı ön yargılı olsa da sonra onunla oynamayı çok sever. Daha sonra yaşadığı talihsiz pire olayı onu çok üzer. Uzun yıllar Floransa'da mutlu yaşar günün birince öleceğini hisseder ve sahibinin yanına döner. Elizabeth B. Browning kitabından başını kaldırınca Flush'un öldüğünü görür. 

Mina Urgan'ın Virgina Woolf kitabında, Virgina Wollf'un bu kitabı hiç sevmediğini belirtir. Halbuki bence çok keyifli ve neşeli bir kitap. Özellikle mevsim geçişlerinin anlatıldığı bölümler çok keyiflidir. Bayan Barrett'ın evlenidiği doğum yaptığı günlerin anlatımı da çok keyifli. Flush kendisini sevdiriyor o kesin. Virgina Woolf'un kitabı sevmemesi bana garip geldi gerçekten. Virgina Woolf okumaya başlamak isteyenler için çok iyi bir seçim. 


Elizabeth Barrett Browning

26 Şubat 2013 Salı

Virgina Woolf - Dalgalar



Dalgalar (The Waves)

Virginia Woolf

İletişim Yayınları

İstanbul, 2011

ISBN: 9789754709391

264 Sayfa

Çeviri: Oya Dalgıç




Dalgalar Virginia Woolf'un belki de en zor okunan eseri ki kendisi de bunu özellikle istemiştir. Kendine özgü bir tarzda kaleme alınan Dalgalar hem düz yazı hem de şiir öğelerini barındırmaktadır. Hatta güncesinde Dalgalar için bir tiyatro oyunu-şiir olarak bahseder. Bu yeni üslubunun güçlüğü nedeniyle kitap tam üç kez yeniden yazılmıştır. 

Roman olarak adlandırılamayan bu kitapta belli bir olay örgüsü yoktur. 6 kişinin (üç kadın üç erkek) bilinç akımını aktaran eser bazı eleştirmenlere göre Woolf'un en büyük eseridir. Karakterler bir bakıma kendi kendilerine konuşurlar. Bu altı karakter dışında Percival adındaki bir kişi daha vardır. Ancak onu sadece karakterlerin bahsetmesinden biliriz. Genç yaşta ölen Percival'ı yazar hiç konuşturmaz. Bu 6 karakter ve Percival dışında başka karakterler yoktur. Hatta bu karakterlerin bir kişinin farklı karakterleri olup olmadığı da tartışılır.

Üslup olarak farklı olsa da gerçekten de zor okunan bir kitap Dalgalar. Şiirselliğin verdiği bir ahenk olmasına ve kimi yerlerde akıp gitmesine rağmen Virginia Woolf gerçekten istediğini yapmış ve zor okunan ve karmaşık bir eser yaratmış. Kendi adıma bir önceki Virgina Woolf okumamdaki kitapları daha çok sevdiğim aşikar. Tavsiyem külliyatı okuyacaksanız sonlarda okumanız. İlk kitap olarak tercih ederseniz diğer kitaplarını okumak istemeyebilir ve çok şey kaçırabilirsiniz.

22 Şubat 2013 Cuma

J.R.R. Tolkien -Tehlikeli Diyarlardan Öyküler



Tehlikeli Diyarlardan Öyküler (Tales from the Perilous Realm) 

J.R.R.Tolkien

İthaki Yayınları

2012, İstanbul 

ISBN: 9788793794074

223 Sayfa

Çeviri: Niran Elçi




"Peri diyarı tehlikeli bir yerdir ve ihtiyatsız ayaklar için pek çok çukur, fazla cüretli olanlar için pek çok zindan barındırır... Peri masallarının dünyası engin, derin ve yüksektir, ve bir çok şeyle doludur: Orada her türlü hayvan ve kuş; kıyısız denizler, sayısız yıldız; kendisi bir büyü olan güzellik, ve her daim mevcut bir tehlike; kılıç kadar keskin coşku ve hüzün vardır.  Diyara girmiş bir insan orayı gördüğü için kendini talihli sayabilir, ama Peri Diyarı'nın zenginliği ve tuhaflığı gezginin dilini bağlar, anlatamaz. Ve orada bulunduğu sürece, çok fazla soru sorması tehlikelidir çünkü kapılar yüzüne kapanabilir ve anahtarlar kaybolabilir."

                                                              J.R.R. Tolkien

Kitap dört öyküden oluşuyor:

-Ham'li Çifçi Giles
-Tom Bombadil'in Maceraları
-Yaprak Çizen Niggle
-Büyük Wootton Demircisi

Bunların içinden Tom Bombadil'i Yüzüklerin Efendisi'nden hatırlıyoruz. Onun öyküsünde pek çok şiirsel anlatımlı minik öykücüklerden oluşuyor. Öykünün başındaki önsözde seçkilerin üçüncü çağın sonunda Hobbitler ve özellikle Bilbo ve onun dostları tarafından yazılmış görünen Shire efsaneleri ve latifeleri ile ilgili olduğu belirtilmiş. Yüzüklerin Efendisi filminde kendisine yer verilmediği için bazı hayranlarını hayal kırıklığına uğratmış bir karakter.

Ham'li Çiftçi Giles ise yakın zamanda filmini özlediğimiz Hobbit öyküsündeki gibi bir Ejderha öyküsü. Kendi halinde çiftçilik yapan Giles'in nasıl bir ejderha avcısına dönüştüğünün anlatıyor.

Tolkien hayranlarının mutlaka okuması gerek bu hoş öyküleri. Ben en çok Ham'li Çiftçi Giles'in öyküsünü sevdim. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...