Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2014 Salı

Agatha Christie Okumaları [15-31 Aralık 2014]


Yılbaşında nedense Agatha Christie okumak çok hoşuma gidiyor. Tüm romanları bitirdikten sonra hikayeler kaldı onları da okumam lazım. Bir yandan kızım ve eşim bir yandan tezim bir yandan öğrencilerim bana mutluluk ve yoğunluk yaşatıyorlar. Ama elbette kitaplarım olmadan olmaz... Canım Biblio ile 15 günlük bu okumayı planladık. Çok da güzel oldu. Zamanlama çok iyi. Bana enerji verecek eminim. 
Benim kitaplarım:

  • Suç Ortakları
  • Kanatların Çağrısı
  • Ölümün Tam Zamanı
Katılmak isterseniz yazının altına yorum bırabilir, kendi blogunuzda yazı yazabilir veya Instagram hesabınızdan duyuru yapabilirsiniz. Görsel için Sevgili Biblio'ya gecekutuphanesi@hotmail.com mail adresinden ulaşabilirsiniz. 
Benim Instagram hesabım burada. 
Biblio'nun Instagram hesabı burada. 

Umarım biz kitaplarımızı okurken kar yağar :)
Herkese güzel okumalar dilerim. 

Bu şahane görsel yine benim bir tanecik arkadaşım Biblio'nun eseri bayılıyorum yaptıklarına teşekkürler arkadaşım ellerine sağlık.

28 Ağustos 2014 Perşembe

Agatha Christie - Arka Sokaktaki Cinayet


Arka Sokakta Cinayet (Murder in the Mews)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2011, İstanbul

ISBN: 978-975-21-1300-8

285 Sayfa

Çeviri: Çiğdem Öztekin





Tatil kitaplarımdan biri. Tatilde Agatha Christie okumak istiyordum. Kütüphaneme bakarken ne zaman aldığımı hatırlayamadığım Arka Sokaktaki Cinayet ve Cinayetler Kulübü kitaplarımı görünce o kadar çok sevindim ki hemen çantama attım ikisini de. Bildiğiniz üzere Agatha Christie'nin tüm polisiye romanlarını bitirmiştim. Sıra öykülere geldi.

Arka Sokaktaki Cinayet, Poirot öykülerinden oluşan bir kitap:

  • Arka Sokaktaki Cinayet
  • İnanılmaz Hırsızlık
  • Ölü Adamın Aynası
  • Rodos Üçgeni 
Hepsi birbirinden güzel Poirot'nun olması yeterince tatmin edici. 

Arka Sokaktaki Cinayet; çözüm açısından çok ilgi çekici. Alışagelmiş bir tarzı olmadığı için çok sevdim. Poirot her zaman ki gibi titizlikle ele alıyor olayı. Olayın başlangıcı da hoş. 5 Kasım Guy Fawkes Gecesi'nde (V For Vendetta izleyenler iyi bilir) Poirot ve Müfettiş Japp aralarında cinayet işlemek için mükemmel bir gece olduğundan bahsederler. Zira havai fişek sesleri ile silah sesinin ayırt edilmesinin güç olduğu için ortam mükemmeldir. Ertesi gün gerçekten de bir şüpheli bir ölüm vak'ası haberi alırlar. Öykünün başarılı uyarlaması burada. 

Diğer öykü İnanılmaz Hırsızlık da ilk başlarda biraz anlamsız gelse de finalini okuyunca zekice bulacağınız bir öykü. İngiliz Hava Kuvvetleri Komutan Mareşal Carrington ile Savunma Bakanı Lord Mayfield ülke savunması için önemli planlar hakkında konuşmak için bir araya gelirler. Ancak ajan olduğundan şüphelenilen Bayan Vanderlyn de konuklar arasındadır. Yemekten sonra yapacakları toplantı sırasında bazı önemli evrakların kaybolduğunu fark ederler ve bu işi sessizce çözmesi için Poirot'ya haber verirler. Sıradan bir hırsızlık olayı gibi dururken dediğim final çok etkileyici. Uyarlaması burada.  

Ölüm Adamın Aynası; Bir davet mektubu alan Poirot , mektubu gönderen Sir Chevenix-Gore'un kim olduğunu öğrenmek için bir davete katılır ve Bay Satterthwaite'a danışır. Adam ondan kısaca bahseder. Sonuçta çok ukala, küstah biri olduğu ortaya çıkar. Poirot daveti reddetmeyi düşünse de sonra kabul etmeye karar. Adamın evine vardığında yemek vaktidir. Herkes Sir Chevenix-Gore'un neden yemeğe gelmediği merak etmeye başlar çünkü bu konuda çok titizdir. Poirot durumdan şüphelenir ve çalışma odasına giderler. Kapı kilitlidir. Poirot kapının kırılmasını ister ve adamın cesedi ile karşılaşırlar. Değişik bir hikaye. Uyarlaması burada. 

Son öykü Rodos Üçgeni, adından da anlaşılacağı gibi bir aşk üçgeni ile alakalı cinayeti anlatıyor. Poirot'nun dinlenmek için geldiği Rodos'da şahit olduğu bu aşkın bir cinayete neden olabileceğini düşünüyor ve gerçekten de cinayet işleniyor. Poirot gayet soğukkanlı bir şekilde olayı açıklıyor. Uyarlaması burada. 

Tatil için keyifli bir kitap oldu. Külliyat tamamlama maceram son hızla devam ediyor :) Yanlış bilmiyorsam Agatha Christie külliyatının basılmayan tek kitabı "Poirot Investigates" adını taşıyan öykü kitabı. Pek çok önemli öykünün olduğu kitap umarım en kısa zamanda basılır. 


26 Kasım 2012 Pazartesi

Stefan Zweig - Amok Koşucusu


Amok Koşucusu (Der Amokläufer)

Stefan Zweig

Can Yayınları

2004, İstanbul

ISBN: 975-510-145-4

189 Sayfa

Çeviri: İlknur Özdemir




Satranç ile gönlüme taht kurmuş olan Stefan Zweig Amok Koşucusu ile beni yeniden büyüledi. Kitapta başta Amok Koşucusu olmak üzere bütün öyküler sarsıcı. Elbette Amok Koşucusu bir başka ama diğer öyküler de muhteşem. Özellikle Madalya ve Leman Gölü Kıyısındaki Olay uzun süre düşündürdü beni. Kitaptaki öyküler:

  • Bir Çöküşün Öyküsü 
  • Madalya
  • Bazginlik
  • Amok Koşucusu
  • Ay Işığı Sokağı
  • Leporella 
  • Leman Gölü Kıyısındaki Olay
Amok Koşucusu Malezya ve Hindistan'da görülen bir tür çıldırma durumu. Zweig'ın kendinin de ölüm şekli olarak seçtiği intihar öykülerinde de kendini belli ediyor. İlk karısı ile intihar etmekten vazgeçen Zweig daha sonra ikinci karısıyla birlikte Hitler rejiminin kalıcı olduğunu sanmasıyla 22 Şubat 1942 yılında Rio De Janeiro'da intihar etti. O kadar başarılı bir yazar ki; okurken öykünün içine giriyorsunuz ve çıkmak, gerçek dünyaya dönmek epey bir süre alıyor. Bu öykü başta olmak üzere tüm öyküleriyle mutlaka okunmalı. Hatta defalarca okunmalı. Bu kadar muhteşem eserleri yorumlamak ne kadar zor... 

8 Ağustos 2012 Çarşamba

John Fowles - Abanoz Kule


Abanoz Kule (The Ebony Tower)

John Fowles

Ayrıntı Yayınları

2008, İstanbul

ISBN:975-539-512-1

331 Sayfa

Çeviri: Aysun Babacan





Kitap adını alan uzun bir öykü olan Abanoz Kule ve nispeten daha kısa dört öyküden oluşuyor: Eliduc, Zavallı Koko, Muamma, Bulut

John Fowles hayranlığım Abanoz Kule ile devam etti. Kendisi de ressam olan David, ünlü ressam Henry Breasley hakkında yazılan kitap ile ilgili olarak Fransa taşrasındaki evine gider. Gitmeden önce ünlü ressam hakkında pek çok şey duyar. Onun sevmediği şeylerden asla bahsetmemesi için de bol bol tembihlenir. Eve girdiği anda ressam ve kurduğu dünya onu adeta efsunlar. Evde ressam ile birlikte yaşayan sanat öğrencisi iki genç kız da bu efsunu daha da etkileyici bir hale sokar.

Sanki Büyücü'nün bir ön izlemesi gibiydi. Yine Fowles'un müthiş resim bilgisi ile harmanlanmış şahane bir uzun öyküydü. Okurken hep aklımda sadakat sorgulaması yaşadım. Sadakat nedir? İnsanın birlikte olduğu kişiyi fiziksel olarak bir ilişki içine girince mi yoksa aklına başka biri düşünce mi aldatmış olur gibi pek çok şey takıldı aklıma. Henry Breasley  ise görkemle yaratılmış bir karakter.

Eliduc, Fowles'un tercüme ettiği ortaçağa ait bir öykü. Bir şövalyenin yanlış anlaşılma sonucu ülkesinden sürgün edilmesi ve gittiği ülkede aşık olmasını anlatıyor. Ortaçağ öykülerini sevdiğim için çok hoşuma gitti.

Zavallı Koko en sevdiklerimden biri oldu. Öykü gerçekten çok heyecanlıydı finali biraz daha görkemli olsa daha mutlu olurdum ama okurken keyif aldım. Çok uzun bir süredir çalıştığı kitabın üzerinde daha çok çalışmak ve kafasını dinlemek için arkadaşının taşradaki evine giden bir yazar talihsiz bir olay yaşar. Eve hırsız girer ve hırsız normalde  ondan beklenilmeyen bir biçimde davranır. Yazarı bağlar ve uzun uzun konuşurlar. Ancak tam giderken yazarın kitabı ile ilgili topladığı tüm dosyaları ve  yazdıklarını bir güzel yakar.

Muamma'yı okurken bir ara bir Agatha Christie öyküsü okuyorum gibi hissettim ama bu hissiyatım uzun sürmedi zira oldukça heyecanlı ve gizemli başlayan öykü bir süre sonra gereksiz yere uzatılmış hissi verdi ve final de tatmin etmedi. Konusu ise evli, zengin ve başarılı bir iş adamı olan John Marcus Fielding ortada hiç bir gerekçe yokken kaybolur. Hiç bir mantıklı neden bulunamaz. Karısı, çocukları, sekreteri derken polis gelin namzedi ile görüşür ve minik detaylar yakalar. 

Bulut ise ailece yapılan bir piknik ve piknik sırasında yaşanılan olayları anlatsa da çok daha ince bir alt yapısı var. Çok naif ve çok hoş bir öyküydü.       

6 Temmuz 2012 Cuma

Thomas Mann - Düşkün



Düşkün (Gefallen) 


Thomas Mann


Dost Kitabevi


1982, Ankara


125 Sayfa


Çeviri: Nasuh Barın




Düşkün Mann'ın ilk öykülerinden oluşan bir kitap ve maalesef baskısı yok. Üniversitenin kütüphanesinde buldum ve Mann ayı için okumaya karar verdim. Aslında Thomas Mann'ın muhteşem kitabı Buddenbrooklar'ını okuyacaktım. Ancak haziran ayının yoğunluğunu göze alarak cesaret edememiştim. Ama Özgür'ün güzel yazısından sonra onu da en kısa zamanda okumak için listemin üst sıralarına yerleştirdim.

Düşkün; 
  • Düş Kırıklığı
  • Gladius Dei
  • Tobias Mindernickel
  • Peygamberin Yanında
  • Ölüm
  • Anekdot
  • Mutluluk İstemi
  • Düşkün
adlı öykülerden oluşuyor. Özellikle Düş Kırıklığı, Ölüm ve Anekdot en sevdiklerim oldu. Düş Kırıklığı hayatta yaşanılan düş kırıklığının şahane bir tanımı. Ölüm ise bir adamın kendini ölüme hazırlarken sevdiğinin ölümünü anlatan sıra dışı bir öykü. Öykü günlük halinde yazılmış ve bir anda o adamın yanı başında hissediyorsunuz kendinizi. Gerçekliği ile sizi çarpıyor. 

Thomas Mann'ın bu ilk öykülerinin baskısını bir yerlerde bulursanız, kaçırmayın derim. Nedense eskilerde basılmış güzel bazı kitaplar unutulup bir köşede bırakılıyor yeni baskısı yapılmıyor. Düşkün de bunlardan biri. 

Sevgili Özgür'e bu güzel okuma için yeniden teşekkür ediyorum. Kasım ayında yeni Nobel Ödüllü yazarımızı okuyacağız. Bakalım 2012'nin Edebiyat Nobel'ini kim alacak? Paul Auster'e verseler bu sene ;) 


3 Temmuz 2012 Salı

Thomas Mann - Tonio Kröger

Tonio Kröger


Thomas Mann


Can Yayınları


1997, İstanbul 


ISBN:9755107660


95 Sayfa


Çeviri: Fatih Özgüven




"İki dünya arasındayım. Her ikisinde de rahat edemiyorum. Bu yüzden işim zor. Siz sanatçılar benim bir burjuva olduğumu söylüyorsunuz, burjuvalarsa beni tutuklamaya kalkıştı... hangisi beni daha çok incitti bilemiyorum. Burjuvalar aptal; ama güzelliğin hayranları olan sizler, benim ağırkanlı olduğumu, özlemlerim olmadığını söyleyenler, hiçbir özlemim sıradanlığın hazlarından daha tatlı ve dokunaklı olmadığını savunan bir sanatçılık anlayışı da olduğunu unutmamalısınız; hem kökeni ve kaderi itibarıyla öylesine derin ki bu sanatçılık anlayışı..."



Venedik'te Ölüm'de işlediği sanatçı ve onun dünyasını Tonio Kröger'de tekrar anlatır bize Thomas Mann. Ama bu sefer kahramanımız kendi sözlerinde ifade ettiği gibi iki dünya arasında kalmıştır ve ikisinde de rahat değildir. Çocukluk arkadaşının sade hayatına özenirken bir yandan da onunla daha çok ortak noktası olması için okuduğu kitabı okumasını öneriyor. 

Thomas Mann'ın kendi anlattığı novella olarak tanımlanan bu öyküyü gerçekten çok sevdim. Tonio ve ressam arkadaşı Lizaveta Ivanova arasında geçen sanat ve sanatçı üzerine diyaloglar tekrar tekrar okunmaya değerdi. Ayrıca Tonio Kröger'in kuzeye yaptığı gezi çok hoş detaylara sahipti. 


Ve Tonio'nun çocukluk arkadaşını ve aşkını gördüğü anda yaptığı monolog da çok etkileyici idi: 


"Unuttum mu sizleri?" dedi kendi kendine, "hayır asla! Unutmadım, ne seni Hans, ne de seni sarışın Inge! Sizin için çalışıyorum ben, alkışları işitirken, yan gözle etrafıma bakıyorum, sizin de katıldığınızı görmek için... Don Carlos'u okudun mu  şimdi Hans Hansen, bahçenizin kapısı önünde vadettiğin gibi? Okuma onu! Bunu senden istemiyorum artık. Yalnız olduğu için ağlayan o kraldan sana ne? Parlak gözlerini şiirlerin ve melankolik fikirlerin üstünde bulandırma ve soldurma..."

Diğer güzel alıntılar burada. 

27 Haziran 2012 Çarşamba

Thomas Mann - Venedik'te Ölüm

Venedikte Ölüm (Der Todd in Venedig)


Thomas Mann


Can Yayınları


2011, İstanbul


ISBN: 978-975-070716-2


103 Sayfa


Çeviri: Behçet Necatigil





Derin bir takım nedenlerden dolayı denizi seviyordu: Bu sevgi çok çalışmış, dünyanın soluk aldırmayan çeşitliliği karşısında basitin, genişin koynuna sığınmayı özlemiş sanatçının sessizlik gereksinmesinden doğuyor, parçalanmamışa, ölçüsüze, ebediye, hiçliğe karşı duyduğu o yasak, görevlerine tamamen aykırı, işte asıl bunun ayartıcı eğiliminden ileri geliyor. Kusursuz uğruna didinen, mükemmelde dinlenmeye can atar; hiçlikse mükemmelin bir biçimi değil midir? 


1912 yılında yayınlanan Venedik'te Ölüm aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarlanmıştı. Eserin konusu Goethe'nin ileri yaşlarında yaşadığı bir aşk olacaktı, ancak konu değişik bir gelişme gösterdi ve öykü, Goethe model alınarak yaratılan Gustav von Aschenbach karakteri üzerinden sanatçının yaratma sorunun irdeler ve öykü aşk-ölüm temasına işler. 

Thomas Mann'ı yıllar önce Büyülü Dağ ile sevmiştim. Sevgili Özgür'ün de yazısında belirttiği gibi uzun ve dingin bir yolculuk idi Büyülü Dağ. Ama sonunda zirve çıktığınızda bu uzun yola değdiğini anladığınız bir romandı. Venedik'te Ölüm biraz bu yüzden değişik geldi bana. Yaratma sıkıntısı çeken yazarın kendini güzele teslim etmesi konu itibariyle oldukça ilgi çekici ve mitolojik göndermeler ile benim için büyük bir keyif olsa da pedofili duygulardan rahatsız olmadım desem yalan olur. 

Kitabı okumadan önce iyi bir mitolojik bilgisinin olması elzem sanırım ki Sevgili Özgür de buna değinmiş. Aslında çeviriye dip notlar eklenerek bu eksik giderilebilinir. Zira bazı benzetmeler örneğin Zeus - Semele benzetmesi oldukça havada kalıyor. Semele'nin neden yanıp kavrulduğu kısaca dip not olarak verilebilirdi. Dediğim gibi öykü bir mitoloji sözlüğü ile okununca keyifli olabilir. Bu açıdan ben sevdim metni. 

Bir diğer çıkardığım anlam ise; Aschenbach'ın insanların mı kusursuz güzellikleri yarattığının (Yunan Klasik Dönem heykelleri) yoksa tanrının mı kusursuz güzelliği yarattığının sorgulaması (Öyküdeki genç karakter Tadzio). 

Konuya biraz daha değinirsem; Dinlenmek için Venedik'e giden ünlü yazar Aschenbach genç Polonyalı Tadzio'nun Yunan tanrıları ile yarışan güzelliğinden çok etkilenir. Bundan önce kurtulmak ister ve şehir terk etmek üzere yola çıkar. Yolda hata yaptığını fark eder ancak geri dönmekte tereddüt eder ancak ufak bir karışıklık ona otele geri dönme fırsatı tanır. Otele döndüğü zaman kendini akışa bırakır ta ki kentte salgın hastalık ortaya çıkana kadar. Hastalıktan kaçmak yerine kendini ölümün kollarına teslim eder. 

Öykünün Visconti tarafından çekilmiş bir de film uyarlaması mevcut. 

4 Ocak 2012 Çarşamba

Agatha Christie - Noel Kekinin Gizemi


Noel Kekinin Gizemi (The Adventure of the Christmas Pudding)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

2010, İstanbul

ISBN: 978-975-21-1193-6

270 Sayfa

Çeviri: Çiğdem Öztekin




"Av dünyanın her yerinde farklıdır. Tilkiyi yakalamak için köpeklerle birlikte at koşturmak gerekir. Bağırırsın, koşarsın, her şey hıza bağlıdır. Kendim hiç çıkmadım ama geyik avında ise pusuya yatıp, saatlerce karnının üstünde sürünmek gerekebileceğini biliyorum. Dostum Hastings, bana bundan uzun uzun bahsetmişti. Bizim buradaki yöntemimiz Sevgili George bunlardan her ikisi de olmayacak. Kendimize örnek olarak ev kedisini örnek olarak almalıyız. Kedi saatlerce fare deliğinin önünde durur bekler. Hareketsiz, kıpırdamadan avını bekler... ama asla uzaklaşmaz."

Yine hayran olunası uşak George ile muhteşem diyaloglar okudum. Noel Kekinin Gizem'i 6 adet güzel öyküden oluşuyor:

Noel Kekinin Gizemi
İkinci Gong
Şamar Oğlanı
Yirmi Dört Karakuş
Düş
Sarı Süsen

Başrolde Noel Kekinin Gizemi ve Şamar Oğlanı olmasına rağmen benim gözdelerim Yirmi Dört Karakuş ve Düş oldu. Özellikle Yirmi Dört Karakuş çok farklıydı. Çok beğendim. Düş ise çok güzel kurgulanmıştı ben bile "Poirot nasıl çözecek ki bu olayı?" diye düşündüm. Tadı damağımda kaldı, tekrar tekrar okunası güzel öyküler gerçekten.

Ben uzun soluklu Poirot romanı okumayı daha çok tercih etsem de bu sefer bu öykülerde yeterince tatmin edici oldu. Öykülerle ilgili çok detay vermek istemiyor okuyun diyorum ;)


25 Mart 2011 Cuma

Kollektif - 20. Yüzyıl Hint Edebiyatından Seçme Hint Öyküleri


20. Yüzyıl Edebiyatından Seçme Hint Öyküleri

Kollektif

Hindistan Büyükelçiliği

2003, Ankara

ISBN: 975-9421-1-2

147 Sayfa

Çeviri: Serpil Ural




Hint ayı yapmaya karar verdiğim de Üniversite kütüphanemizin kataloguna “Değişik bir şey bulabilir miyim?” diye bakarken keşfettim bu kitabı. Başta kararsız kaldım listeme ekleyip eklemekte. Ancak iyi ki ekledim ve okudum. Hepsi birbirinden güzel, etkileyici öykülerle dolu. Çoğu öyküyü boğazımda bir düğüm ve gözümde yaş ile bitirdim. Özellikle Bhadari, Çiçeklerin Bedeli ve Sonsuz Bir An öyküleri çok etkileyiciydi.
Kitabın en önemli özellliği orjinalinde hepsinin farklı dillerde yazılmış olması. Hindistan’ın o çok renkli ve kültürlü niteliğini yansıtıyor. Öykülerin yazıldıkları diller şöyle; Assam Dili, Bengalce, İngilizce, Gucerat Dili, Hintçe, Kannada Dili, Urduca, Malayalam Dili, Marati Dili, Oriya Dili, Pencapça, Sindçe, Tamilce, Teluguca. Bu dillerden bazılarını ilk defa duyduğumu itiraf etmeliyim. Bu kadar dilin konuşulduğu bir ülkede yaşamak nasıl olurdu diye düşünmedim değil. Keşke orjinallerini de görebilseydim.

Kitabın en büyük eksisi sanırım okuyucu ile buluşamaması. Keşke daha geniş bir kitleye ulaşabilseydi. Gördüğüm kadarıyla sadece GittiGidiyor’da bir adet var bu kitapdan. Diğer kitap satış sitelerinin hiç birinde göremedim. Sanırım benim gibi kütüphaneden bulabilirsiniz. Bir gün bir yerlerde rastlarsanız, okuyun. Hindistan’ın o rengarenk görüntüsünün altındaki acılara şahit olun.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Franz Kafka - Ceza Sömürgesi


Ceza Sömürgesi (In der Strafkolonie)

Franz Kafka

Bordo Siyah Yayınları

2004 İstanbul

ISBN 975-8688-97-9

109 Sayfa

Çeviri: Evrim Tevfik Güney








Kafka Haftamız bitti; haftamız ile ilgili yazı daha sonra. Ben Kafka'nın hedeflediğimiz kitaplarını bitirince ve Kafka'nın hayatı ile de epeyce ilgilenince Ceza Sömürgesi dikkatimi çekti. Üniversitemizin Kütüphanesinde de bulunca alıp okudum. İyi ki de okumuşum hayatımın en isabetli kararını vermişim. Uzun zamandır öykü okumuyordum. Sevgili Roman Karakteri'ne verdiğim "Öykü Okuma Sözü"mü de böylece yerine getirmiş oldum.


Kitapda Kafka'nın bir uzun öyküsü Ceza Sömürgesi, bir kısa öyküsü Yasanın Önünde, nispeten biraz daha uzun iki öyküsü Açlık Cambazı ve Hüküm öyküleri yer alıyor.



Kafka'nın Dönüşüm öyküsü çok bilinmesine ve öne çıkmasına rağmen "Ceza Sömürgesi" Dönüşüm'den çok daha etkileyici. İnsanda buz gibi bir duş etkisi yapıyor. Öyküde idama mahkum edilenlerin cezalarını infaz eden bir subay ile sömürgeyi incelemeye gelmiş bir gezgin arasında geçen bir konuşmaya şahit oluruz. Subay, gezgine bir alet hakkında bilgi verir. Başta önemsemediğimiz bu aletin işlevini öğrendiğinizde öykü sizi içine daha doğrusu bir girdaba çekiyor ve ne olduğunuzu anlamadan en sonunda sizi dışarı fırlatıveriyor. Çok fazla detay vermek istemiyorum mutlaka okumalı diye düşünüyorum. Kafka'nın bu öyküsünün benim meşhur "Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap" listesine girmemesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Ceza Sömürgesi'siz bir liste düşünemiyorum.



İkinci öykü "Yasanın Önünde". Dava'yı okuyanlar bilirler Katedral'de bölümünde rahip Josef K.'ya bir öykü anlatılır. Kitapdaki ikinci öykü rahibin anlattığı öykü. Hayatta okuyabileceğiniz en kısa ama en can alıcı öyküdür sanırım. Dava'yı okurken de etkilenmiştim. İnternette dolaşırken orjinalini buldum. Almanca okumak çok daha zevkli. Hele bu cümle: "Hier konnte niemand sonst einlass erhalten, denn dieser eingang war nur für dich bestimmt. ich gehe jetzt und schließe ihn." (Burada, senden başka kimse giriş izni alamazdı, çünkü bu giriş sadece sana ayrılmıştı. Şimdi gidip onu kapatıyorum.)

Üçüncü Öykü "Açlık Cambazı". Kafka'nın insanı sarsan öykü kurgusu burada da karşımıza çıkıyor. Aç kalarak sanatını icra eden bir cambaz anlatılıyor. Sonu gene şok edici.

Son öykü "Hüküm". Kafka'nın baba problemini yansıtan ve yine sarsıcı bir öykü.

Mutlaka okuyun, Kafka hiç okumadıysanız bence Dönüşüm'den değil Ceza Sömürgesi'nden başlayın, sonra da roman olarak Amerika'yı okuyun. Kafka detayları daha sonra...

Not: Bu hafta Poirot Haftası. Agatha Christie'nin zeki detektifi ve edebiyat tarihinin belki de en ilginç ve en ünlü kahramanı konuğumuz. İyi okumalar...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...