Thomas Mann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Thomas Mann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2012 Cuma

Thomas Mann - Düşkün



Düşkün (Gefallen) 


Thomas Mann


Dost Kitabevi


1982, Ankara


125 Sayfa


Çeviri: Nasuh Barın




Düşkün Mann'ın ilk öykülerinden oluşan bir kitap ve maalesef baskısı yok. Üniversitenin kütüphanesinde buldum ve Mann ayı için okumaya karar verdim. Aslında Thomas Mann'ın muhteşem kitabı Buddenbrooklar'ını okuyacaktım. Ancak haziran ayının yoğunluğunu göze alarak cesaret edememiştim. Ama Özgür'ün güzel yazısından sonra onu da en kısa zamanda okumak için listemin üst sıralarına yerleştirdim.

Düşkün; 
  • Düş Kırıklığı
  • Gladius Dei
  • Tobias Mindernickel
  • Peygamberin Yanında
  • Ölüm
  • Anekdot
  • Mutluluk İstemi
  • Düşkün
adlı öykülerden oluşuyor. Özellikle Düş Kırıklığı, Ölüm ve Anekdot en sevdiklerim oldu. Düş Kırıklığı hayatta yaşanılan düş kırıklığının şahane bir tanımı. Ölüm ise bir adamın kendini ölüme hazırlarken sevdiğinin ölümünü anlatan sıra dışı bir öykü. Öykü günlük halinde yazılmış ve bir anda o adamın yanı başında hissediyorsunuz kendinizi. Gerçekliği ile sizi çarpıyor. 

Thomas Mann'ın bu ilk öykülerinin baskısını bir yerlerde bulursanız, kaçırmayın derim. Nedense eskilerde basılmış güzel bazı kitaplar unutulup bir köşede bırakılıyor yeni baskısı yapılmıyor. Düşkün de bunlardan biri. 

Sevgili Özgür'e bu güzel okuma için yeniden teşekkür ediyorum. Kasım ayında yeni Nobel Ödüllü yazarımızı okuyacağız. Bakalım 2012'nin Edebiyat Nobel'ini kim alacak? Paul Auster'e verseler bu sene ;) 


3 Temmuz 2012 Salı

Thomas Mann - Tonio Kröger

Tonio Kröger


Thomas Mann


Can Yayınları


1997, İstanbul 


ISBN:9755107660


95 Sayfa


Çeviri: Fatih Özgüven




"İki dünya arasındayım. Her ikisinde de rahat edemiyorum. Bu yüzden işim zor. Siz sanatçılar benim bir burjuva olduğumu söylüyorsunuz, burjuvalarsa beni tutuklamaya kalkıştı... hangisi beni daha çok incitti bilemiyorum. Burjuvalar aptal; ama güzelliğin hayranları olan sizler, benim ağırkanlı olduğumu, özlemlerim olmadığını söyleyenler, hiçbir özlemim sıradanlığın hazlarından daha tatlı ve dokunaklı olmadığını savunan bir sanatçılık anlayışı da olduğunu unutmamalısınız; hem kökeni ve kaderi itibarıyla öylesine derin ki bu sanatçılık anlayışı..."



Venedik'te Ölüm'de işlediği sanatçı ve onun dünyasını Tonio Kröger'de tekrar anlatır bize Thomas Mann. Ama bu sefer kahramanımız kendi sözlerinde ifade ettiği gibi iki dünya arasında kalmıştır ve ikisinde de rahat değildir. Çocukluk arkadaşının sade hayatına özenirken bir yandan da onunla daha çok ortak noktası olması için okuduğu kitabı okumasını öneriyor. 

Thomas Mann'ın kendi anlattığı novella olarak tanımlanan bu öyküyü gerçekten çok sevdim. Tonio ve ressam arkadaşı Lizaveta Ivanova arasında geçen sanat ve sanatçı üzerine diyaloglar tekrar tekrar okunmaya değerdi. Ayrıca Tonio Kröger'in kuzeye yaptığı gezi çok hoş detaylara sahipti. 


Ve Tonio'nun çocukluk arkadaşını ve aşkını gördüğü anda yaptığı monolog da çok etkileyici idi: 


"Unuttum mu sizleri?" dedi kendi kendine, "hayır asla! Unutmadım, ne seni Hans, ne de seni sarışın Inge! Sizin için çalışıyorum ben, alkışları işitirken, yan gözle etrafıma bakıyorum, sizin de katıldığınızı görmek için... Don Carlos'u okudun mu  şimdi Hans Hansen, bahçenizin kapısı önünde vadettiğin gibi? Okuma onu! Bunu senden istemiyorum artık. Yalnız olduğu için ağlayan o kraldan sana ne? Parlak gözlerini şiirlerin ve melankolik fikirlerin üstünde bulandırma ve soldurma..."

Diğer güzel alıntılar burada. 

27 Haziran 2012 Çarşamba

Thomas Mann - Venedik'te Ölüm

Venedikte Ölüm (Der Todd in Venedig)


Thomas Mann


Can Yayınları


2011, İstanbul


ISBN: 978-975-070716-2


103 Sayfa


Çeviri: Behçet Necatigil





Derin bir takım nedenlerden dolayı denizi seviyordu: Bu sevgi çok çalışmış, dünyanın soluk aldırmayan çeşitliliği karşısında basitin, genişin koynuna sığınmayı özlemiş sanatçının sessizlik gereksinmesinden doğuyor, parçalanmamışa, ölçüsüze, ebediye, hiçliğe karşı duyduğu o yasak, görevlerine tamamen aykırı, işte asıl bunun ayartıcı eğiliminden ileri geliyor. Kusursuz uğruna didinen, mükemmelde dinlenmeye can atar; hiçlikse mükemmelin bir biçimi değil midir? 


1912 yılında yayınlanan Venedik'te Ölüm aslında Goethe hakkında bir öykü olarak tasarlanmıştı. Eserin konusu Goethe'nin ileri yaşlarında yaşadığı bir aşk olacaktı, ancak konu değişik bir gelişme gösterdi ve öykü, Goethe model alınarak yaratılan Gustav von Aschenbach karakteri üzerinden sanatçının yaratma sorunun irdeler ve öykü aşk-ölüm temasına işler. 

Thomas Mann'ı yıllar önce Büyülü Dağ ile sevmiştim. Sevgili Özgür'ün de yazısında belirttiği gibi uzun ve dingin bir yolculuk idi Büyülü Dağ. Ama sonunda zirve çıktığınızda bu uzun yola değdiğini anladığınız bir romandı. Venedik'te Ölüm biraz bu yüzden değişik geldi bana. Yaratma sıkıntısı çeken yazarın kendini güzele teslim etmesi konu itibariyle oldukça ilgi çekici ve mitolojik göndermeler ile benim için büyük bir keyif olsa da pedofili duygulardan rahatsız olmadım desem yalan olur. 

Kitabı okumadan önce iyi bir mitolojik bilgisinin olması elzem sanırım ki Sevgili Özgür de buna değinmiş. Aslında çeviriye dip notlar eklenerek bu eksik giderilebilinir. Zira bazı benzetmeler örneğin Zeus - Semele benzetmesi oldukça havada kalıyor. Semele'nin neden yanıp kavrulduğu kısaca dip not olarak verilebilirdi. Dediğim gibi öykü bir mitoloji sözlüğü ile okununca keyifli olabilir. Bu açıdan ben sevdim metni. 

Bir diğer çıkardığım anlam ise; Aschenbach'ın insanların mı kusursuz güzellikleri yarattığının (Yunan Klasik Dönem heykelleri) yoksa tanrının mı kusursuz güzelliği yarattığının sorgulaması (Öyküdeki genç karakter Tadzio). 

Konuya biraz daha değinirsem; Dinlenmek için Venedik'e giden ünlü yazar Aschenbach genç Polonyalı Tadzio'nun Yunan tanrıları ile yarışan güzelliğinden çok etkilenir. Bundan önce kurtulmak ister ve şehir terk etmek üzere yola çıkar. Yolda hata yaptığını fark eder ancak geri dönmekte tereddüt eder ancak ufak bir karışıklık ona otele geri dönme fırsatı tanır. Otele döndüğü zaman kendini akışa bırakır ta ki kentte salgın hastalık ortaya çıkana kadar. Hastalıktan kaçmak yerine kendini ölümün kollarına teslim eder. 

Öykünün Visconti tarafından çekilmiş bir de film uyarlaması mevcut. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...