13 Mayıs 2010 Perşembe

Hamdi Koç - İyi Dilekler Ülkesi

İyi Dilekler Ülkesi

Hamdi Koç

Doğan Kitap

İstanbul 2009

ISBN 978-605-111-164-3

382 Sayfa





Koku ile ilgili düşüncelerimi yazarken son satırlarda "İyi Dilekler Ülkesi'ni okuyun" demiştim. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Benim muhteşem olarak nitelediğim roman son bölümde beni birden hayal kırıklığına uğrattı. Neyse en başından başlayayım. Hamdi Koç okumak istediğim bir yazardı. Nihayet 4. kitabından okumaya başlayayım dedim. İlk sayfadan itibaren o kadar büyük bir haz aldım ki bitmesin diye ağır ağır, sözcükleri, cümleleri yavaş yavaş, tekrar tekrar okudum. Müthiş bir ironi, ince esprilerle roman beni kendine hayran bıraktı.

İyi Dilekler Ülkesi; Can Fedai Gümüş'ün hayatını anlatıyor. Babası ünlü bir edebiyatıcı, biraz hasbel kader ihtilalin de zorlamasıyla ağır solcu olmuş. Ablası 12 Eylül işkenceleriyle babanın solculuğu vesilesiyle tanışmış. Can'ın hikayesi ise bir gün kalkıp tek istediği şeyin serbest kalmak olduğunu fark etmesiyle başlıyor. İlk bölüm "Nasıl Delirdim?" yada "Nasıl Katil Oldum?"un çözümlemesi. İlk bölümde öyle bir anlatım var ki; hani yolda yürürsünüz birini görür yada bir olaya tanık olursunuz da iç sesiniz konuşmaya başlar. Kendi kendinize samimi, içten, gülünç bir konuşmadır. Hamdi Koç işte o iç sesi muhteşem bir şekilde yazıya dökmüş. Öylesine hoş bölümler var ki sizi içten güldürmeyi başarıyor. İkinci bölümde durağanlaşıyor roman, ama yine de hala çok sağlam. Geçmişe dönüyoruz Can'ın hayatında, üzülüyoruz bu sefer, içimiz acıyor. Üçüncü bölümde tekrar ilk bölüm gibi daha neşeli. Olaya Hergün gazetesinin karışması, Can'ın ilk bölümde çekinmeden işlediği cinayetlere Gazateci Cemal Dik'in dikkat çekmesi ile işte diyorsunuz işler karışıyor. Heyecan artıyor. Cemal Dik atıp da tutturuyor mu? Yoksa gerçekten mi bir şeyler biliyor. Zira Can'ın öldürdüğü insanlar arasında hiç bir bağlantı yok. Öyle denk geldiği için, Can'ı sıktıkları için öldürülen insanlar aslında. Buraya kadar herşey dört dörtlük. Keşke 4. bölüm hiç olmasaymış. 4. bölüm sanki farklı bir romandan alıp oraya konmuş gibi. Hamdi Koç "Yeter artık 300 sayfayı bulduk bitireyim artık" demiş gibi yerine oturmayan bir final, ucu açık bir takım olaylar - ki romanın en önemli objesi Hergün Gazetesinin aslında 12 yıldır çıkmadığı bilgisinin üzerinde biraz daha durulması gerekiyordu diye düşünüyorum-. 4. bölümde aslında romanda iğreti duran demokrat sol parti ve onun iç çekişmeleri (ki CHP'nin bu hafta yaşadığı sıradışı olaylarla çakışması benim için ilginç bir tesadüf oldu) beni hayal kırıklığına uğrattı. En kötü ihtimal Can uyanıp bu tüm yaşananların bir rüya olduğunu fark edip, o serbest kalma istediği duyduğu hayatına paşa paşa geri dönüşü ile roman finallense daha iyi olurdu. Gerçi yazarın işine karışılmaz ama dediğim gibi 4. bölüm olmamalıydı. Olsa bile böyle olmasaydı. Ama yine de ilk üç bölüm için fikrim aynı muhteşem. Okumanızı tavsiye ederim. Gerçi çok anlattım galiba okunmuş gibi olundu mu bilmiyorum?



"... O sırada Aşil aklıma geldi. Ne de güzel, ne de faydalı bir köpekti. Öyle köpeğin olsun bir milyar borcun olsun derdi babam, tanısaydı. Şimdi kim bilir ne yapıyordur? dedim; boş bir evde, başını ellerinin üstüne koymuş, yapayalnız geçecek uzun günün başlangıcında, apartmandan gelen seslere kulak kabartıyor, bir hırsız gelse de yesem diye umutsuz bir hayal kuruyor ve kim bilir, belki de beni düşünüyordur. Onun hayatında bir rol oynamıştım. Herkesin herkesden kaçtığı bir devirde, ben ona koşmuştum O da bana koşar mıydı, başım sıkışsa, mesela polis köpekleri tarafından kuşatılsam? Diyor mudur şimdi kendi kendine, keşke bu sümsük kızın değil de Can'ın kuçusu olsaydım diye? Herhalde demiyordur.Olsun demesin. ..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...