7 Temmuz 2014 Pazartesi

Agatha Christie - Pembe Evdeki Ölü


Pembe Evdeki Ölü (By my Pricking of my Thumbs)

Agatha Christie

Altın Kitaplar

1983, İstanbul

190 sayfa

Çeviri Gönül Suveren







Okuyalı uzun zaman oldu bu durumda o zaman kafamda yazmayı düşündüğüm şeyler şimdi yoklar maalesef. Sıcağı sıcağına yazmanın en güzel yanı budur; o an ki hislerini düşüncelerini aktarabilirsin. Bu kadar zaman geçtikten sonra yine de ben de uyandırdığı hisleri yazmaya kitabı tanıtmaya çalışacağım.

Kitap Agatha teyzemizin Miss Marple ve Hercule Poirot dışında yarattığı (hatta Miss Marple'dan önce) Tuppence-Tommy Beresford çiftinin macerasını anlatıyor. Tatlı bir çift bu bizim Beresfordlar. Onları en son N veya M? Macerasında görmüştük. Bu roman diğer Beresford romanlarından daha çok sevdiğim bir roman oldu. Bahsi geçen Pembe Ev ve çevresi, pembe evin tablosunun betimlenmesi çok hoşuma gitti. Her zaman ki gibi Tuppence'in başı belaya giriyor fazla merakı nedeniyle.

Herşey Tommy'nin yaşlı halasının kaldığı huzurevinde onu ziyaret etmeleriyle başlıyor. Huzurevinde (adı Güneşli Uçurum) Ada Teyzeyi ziyaret ettikleri sırada Bayan Lancester'ın tuhaf davranışları Tuppence'in dikkatini çeker. Kadın "O zavallı sizin çocuğunuz muydu?" diye sorar. Başlangıçta kadının yaşlılıktan dolayı hafızasının karışık olduğunu düşünürler. Fakat bir süre sonra Ada Teyzenin vefat haberi gelir ve tekrar huzurevine giderler. Bu sefer Bayan Lancester'ın birden akrabaları tarafından götürüldüğünü öğrenirler. Ada Teyze'nin kalan eşyaları arasında bulunan Pembe Ev tablosunun Bayan Lancester tarafından Ada Teyze'ye verildiğini öğrenen Tuppence onu kendisine vermek için harekete geçer bu sırada bu tablodaki evi bir yere yolculuk ederken gördüğünü anımsar. Bayan Lancerster'ın ve pembe evin peşine düşen. Tuppence olayı  epey bir maceradan çözer.

Bu romanın Miss Marple'lı bir film uyarlaması var. Biraz karıştırmışlar konuyu; Tuppence oldukça ezik bir karakter ve alkol sorunu olan biri olarak gösterilmiş ve ayrıca Tuppence ile Tommy'nin sanki evliliklerinde sorun varmış gibi yansıtılmış. Ama yine de kitabı okuduktan sonra izlemek hoş olabilir. Linki burada. Dediğim gibi sevdiğim bir Beresford romanı oldu. Maalesef  yeni baskısı yok ben de sahafta -çok şükür- bulup aldım.

27 Haziran 2014 Cuma

Hermann Hesse Okumaları [Temmuz 2014]



Son bir sene nasıl geçti hiç bilmiyorum. Geçen sene bu zamanlar Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans yapmaya karar vermiş ve çalışmaya başlamıştım. Sonra sınavda başarılı olmuş yüksek lisansa başlamış hazır ona başlamışken lisans da okuyayım demiştim. Sonra sınavlar, ödevler, seminerler, okumalar, koşturmalar... Okuduklarımı yazamamak çok mutsuz ediyor beni. Ama bu yaz okuduklarımı yazmak en birinci işim olacak inşallah. Hüzünlü Agatha Christie okumamı örneğin yazmadan olmaz.

Bu ay ise yepyeni başlıyor bizim için. Canım arkadaşım Biblio ile Hermann Hesse okuyacağız. Çok uzun yıllar önce Hesse'nin Siddhartha ve Doğuya Yolculuk kitaplarını okumuştum. Canım arkadaşım teklif edince diğer kitaplarını okumak istediğim için hemen kabul ettim. Biz temmuzda Hesse okuyoruz. Sizi de bekleriz. 

Bu şahane görsel tasarımı Biblio'ya ait. Hesse'nin resimlerinden birini kullanarak hazırlamış. Canım arkadaşım iyi ki var onunla okumak büyük bir zevk.
Benim okuyacaklarım :

  • Boncuk Oyunu
  • Bozkırkurdu
  • Gertrud
Katılmak isterseniz yazı altına yorum yazarak ve blogunuzda duyuru yaparak katılabilirsiniz. İletişim için Sevgili Biblio'ya gecekutuphanesi@hotmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. 

4 Nisan 2014 Cuma

Agatha Christie Okumaları [5-30 Nisan 2014]


Bazen yolun sonuna gelmek hüzün verir tıpkı Agatha Christie kronolojik okuma yolunun sonu gibi... Herşey bu yazı ile başladı. İlk başladığımda 35-40 kadar kitap vardı kütüphanemde. Baskısı olmayanlar vardı ve onları bulabilir miyim bilmiyordum. Ama tüm kitapları toplamayı çok istiyordum. Ve yaklaşık 3.5 yıl süren bu okuma nisan ayı ile sona erecek. Dile kolay tam 60 kitap okudum buldum. Bazıları (Meçhul Düşman) karşıma birden çıktı bazılarını da epey aramam gerekti (Geceyarısı Cinayeti). Çoğu arkadaşım bu çabamı takdir ve hayranlıkla karşıladı. Bazı arkadaşlarım ilham aldı ve bu şekilde okumaya başladılar. En güzeli elbette beni bu okumalarda yalnız bırakmayan Canım Arkadaşım Biblio. Onun desteği ve varlığı ile devam etti bu güzel yolculuk.

Son 6 kitap kaldı. Sonra geriye kalan öykü kitaplarını okuyacağım. Ama romanlarını bitirmek benim için bir dönüm noktası. Öncelikle Biblio'ya desteği ve dostluğu için çok teşekkür ederim. Tanışmamızı Fowles'a dostluğumuzu Agatha'ya borçluyuz. Kısacası kitaplara...Hayatımda çok özel bir yere sahip iyi ki var...

Şimdilerde Poirot dizisini kronolojik olarak izlemeye başladım :) o da güzel bir proje. Peki sonra ne olacak kitaplar bitince? Styles'a geri döneceğiz ve yeniden başlayacağız ;) Zira bu yolculuk hiç bitmeyecek. 

Bu son 6 romanda Canım arkadaşım Biblio ile bana katılırsanız seviniriz. Nisan ayımız Agatha'nın.

Benim kitaplarım:

  • 1970 Frankfurt Yolcusu - Passenger to Frankfurt
  • 1971 Ölüm Meleği - Nemesis
  • 1972 Filler de Hatırlar - Elephants Can Remember
  • 1973 Kader Kapısı - Postern of Fate 
  • 1975 Ve Perde İndi - Curtain 
  • 1976 Uyuyan Ölüm - Sleeping Murder

14 Mart 2014 Cuma

Ayın Kitap Ayracı


İki gün önce kargo aldım... İçinden bu güzel hediye çıktı. Otuz yıllık arkadaşım Tülay'dan. O kadar mutlu oldum o kadar beğendim ki... Hem altın rengini hem yeşili çok severim dahası ayraç denilince akan sular durur. Bundan daha ideal hediye olur mu? 

Canım arkadaşım artık arkadaştan öteyiz... Çok teşekkür ederim... İyi ki varsın... 

11 Mart 2014 Salı

L.N. Gumilev - Hazar Çevresinde Bin Yıl


Hazar Çevresinde Bin Yıl

L.N. Gumilev

Selenge Yayınları

2003, İstanbul

ISBN: 975-8839-07-1

419 Sayfa

Çeviri: Ahsen Batur



Gumilev ilk kez okuduğum bir yazar. Arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. Artık Halk bilimi ve Türk Tarihi yeni yüksek lisansım nedeniyle ilgimi çekiyor. İlginç bir yazar olduğu muhakkak. Enteresan tespitleri var. Örneğin "Eski Romalılar üç yüzyıl cumhuriyetin imparatorluğa dönüştüğünü fark etmediler. Ancak Diokletianus sarayın etiketi değiştirdiği zaman monarşi ile yönetildiklerini anladılar." Gerçekten de öyle. Kesinlikle katılıyorum. Elbette katılmadığım noktalarda oldu. 

Ancak Hazar denizi çevresinde şekillenen halklar ve onların tarihleriyle ilgili hoş bir kitap. Dili de oldukça sade ve akıcı. Bir oturuşta kendimi 100. sayfada buldum. Diğer kitapları da gayet ilgi çekici. Onları da okumak niyetindeyim.

En sonda yer alan senkronik tablo ise çok hoşuma gitti. Aynı dönemde yaşayan halkların önemli tarihi olayları senkronik olarak verilmiş. Her zaman böyle tablolar çok hoşuma gitmiştir. 

10 Mart 2014 Pazartesi

Necib Mahfuz Okumaları [10-31 Mart 2014]


Nobel okuması yaparken bunu yıl içinde iki yerine daha fazla yapmayı düşünmüştüm. Mart ayı için de Necib Mahfuz'u okumayı planlamıştım. Canım arkadaşım Biblio beni yalnız bırakmadı üstüne bu şahane görseli de hazırladı. Kapımız yine herkese açık. Katılmak isteğinizi blog yada instagram hesabınızdan duyurabilirsiniz.

Ben okumak için "Kahire Üçlemesi"ni tercih ettim üçlemenin kitapları: 

  • Saray Gezisi
  • Şevk Sarayı
  • Şeker Sokağı 
Necib Mahfuz uzun zamandır merak ettiğim bir yazar. Canım arkadaşım ile okumak kesinlikle ayrı bir keyif. 

4 Mart 2014 Salı

Can Dündar - Lüsyen


Lüsyen

Can Dündar

Can Yayınları

2010, İstanbul

ISBN 9789750712333

541 Sayfa






Malum bu sene Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Yüksek Lisans yapıyorum. O kadar keyifli geçti ki bu dönem çok yoğun olmama ve bloglarıma zaman ayıramama rağmen. İtiraf etmem gerekirse bir kitap seçerken genelde Batı Edebiyatını tercih ettim. En sevdiğim şiirler hep yabancı şairlerin şiirleri oldu. Biraz da Klasik Filolog olmamanın verdiği bir etki sanırım. Türk Edebiyatı hep ikinci planda kaldı. İyi ki yüksek lisansa başlamıştım diyorum şimdi...

Bu sene aldığım derslerden biri "Yenileşme Döneminde Şiir " dersi idi. Hocam bana bir seminer konusu verdi. Konum: Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid'in şiirlerinde değişen temalar. 

Konu çok hoşuma gitti ve hemen çalışmaya başladım. Abdülhak Hamid'i herkes gibi ben de Makber ile tanıyordum. Tabii bu semineri hazırlarken şairlerin hayatlarını da okuma fırsatı buldum. İçlerinde en çok Abdülhak Hamid beni etkiledi. Özellikle aşk hayatı ile... O sırada aklıma geldi Can Dündar'ın yazdığı Lüsyen kitabı. İlk çıktığı dönemde okumamıştım. Seminerim bitince okumaya karar verdim. Gayet de güzel bir not alıp tatil başlayınca kitabı okudum.

Abdülhak Hamid tam bir entellektüel. Hem doğu hem de batıyı iyi bilen bir aydın. Genç yaşta kaybettiği eşi Fatma için yazdığı Makber şiiri ile Türk Edebiyatında ilk defa metafizik bir konu olan ölüm konusunu işliyor. Fatma Hanım'ın ölümünden sonra iki evlilik daha yapan Hamid döneminde Şair-i Azam (Büyük Şair) olarak anılıyor.Yurt dışında çeşitli görevlerde yer alıyor. 1912 yılında Brüksel de Lucienne ile tanışır. Kısa sürede aralarında büyük yaş farkı olmasına rağmen aşık olurlar. Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı tam bir karmaşa içinde aşklarını oradan oraya taşırlar. 1920 yılına geldiklerinde Lucienne ile ayrılırlar, İtalyan bir  kont ile evlenen Lucienne mutlu olamaz, kontun ailesi oğullarını mirastan mahrum bırakır. Bir süre İstanbul'a gelirler yapamazlar geri dönerler. Lucienne Hamid'i unutamaz sürekli yazışırlar. Hamid mektuplarında sürekli Lucienne'i geri çağırır. Nihayetinde bir daha ayrılmamak üzere 1927 yılında geri döner.

Can Dündar benim sevdiğim bir yazar. Belgesellerini de çok severim. Bu kitabını gerçekten çok sevdim. Kurgudan uzak belgesel tadında yazılmış. Hamid'in şiirleri, fotoğrafları ile bezenmiş. Kitap okumak ile belgesel izlemeyi birleştirmiş. Bu görkemli aşkı sade ama etkilyeci bir biçimde yazmış. Abartıdan uzak olması benim en sevdiğim yanı oldu.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...