
Kahve Tüccarı (The Coffee Trader)
David Liss
Literatür Yayınları
2004 İstanbul
ISBN: 975-04-0269-3
489 Sayfa
Çeviri: Ayşegül Gürsoy
Yavuz Sultan Selim döneminde, 1517'te, Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul'a getirmiştir.
Kahve, kısa zamanda itibarlı bir içecek olarak saray mutfağında yerini aldı ve büyük ilgi gördü. Saray görevleri arasına "kahvecibaşı" adında bir de rütbe eklendi.
Saraydan konaklara ardından evlere giren kahve, İstanbul halkının kısa sürede tutkunu olduğu bir lezzet haline geldi. Satın alınan çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulup, dibeklerde dövüldükten sonra cezvelerde pişiriliyordu. İstanbul'a gelen Venedikli tacirler, çok sevdikleri bu içeceği Venedik'e taşıdı. Böylece Avrupalılar kahveyle ilk kez 1615'te tanışmış oldu. Önceleri limonata satıcıları tarafından sokaklarda satılan kahve, 1645'te açılan İtalya'nın ilk kahvehanesinde yerini aldı. Kısa zamanda sayıları hızla çoğalan bu kahvehaneler de; diğer pek çok ülkede olduğu gibi özellikle sanatçıların, öğrencilerin ve her kesimden halkın bir araya gelerek sohbet ettikleri en gözde yerler oldu. Kahve Paris’e 1643, Londra’ya 1651’de ulaştı. (Kaynak:Vikipedi)
Her iki kitabı da tavsiye ederim. Ama benim gibi kahve tutkunu iseniz Kahve Tüccarı'nı özellikle tavsiye ederim, yalnız benim gibi siz ramazan ayını seçmeyin. Gündüzleri canım kahve çektiği için hiç okuyamadım.Nasıl Okunur? Böyle
Meraklısına Not: Orucu yemedim. Fotograf iyi çıksın diye gündüz çektim, yiyip içmedim maalesef :)
"Kahve neşelenmek için, susuzluğu giderdiği ya da zevk verdiği için içtiğimiz şarap ya da bira gibi değildir. İnsanı daha fazla susatır, hiç bir zaman neşelendirmez ve dürüst olmak gerekirse tadı merak uyandırabilir ama zevk vermez. Kahve... çok daha önemli bir şeydir." (sayfa 17)







