10 Ağustos 2012 Cuma

Temmuz Ayı Kitap Ayracı


Temmuz Ayı ayracını unutmayalım :) 
Kitap: John Fowles - Koleksiyoncu 

8 Ağustos 2012 Çarşamba

John Fowles - Abanoz Kule


Abanoz Kule (The Ebony Tower)

John Fowles

Ayrıntı Yayınları

2008, İstanbul

ISBN:975-539-512-1

331 Sayfa

Çeviri: Aysun Babacan





Kitap adını alan uzun bir öykü olan Abanoz Kule ve nispeten daha kısa dört öyküden oluşuyor: Eliduc, Zavallı Koko, Muamma, Bulut

John Fowles hayranlığım Abanoz Kule ile devam etti. Kendisi de ressam olan David, ünlü ressam Henry Breasley hakkında yazılan kitap ile ilgili olarak Fransa taşrasındaki evine gider. Gitmeden önce ünlü ressam hakkında pek çok şey duyar. Onun sevmediği şeylerden asla bahsetmemesi için de bol bol tembihlenir. Eve girdiği anda ressam ve kurduğu dünya onu adeta efsunlar. Evde ressam ile birlikte yaşayan sanat öğrencisi iki genç kız da bu efsunu daha da etkileyici bir hale sokar.

Sanki Büyücü'nün bir ön izlemesi gibiydi. Yine Fowles'un müthiş resim bilgisi ile harmanlanmış şahane bir uzun öyküydü. Okurken hep aklımda sadakat sorgulaması yaşadım. Sadakat nedir? İnsanın birlikte olduğu kişiyi fiziksel olarak bir ilişki içine girince mi yoksa aklına başka biri düşünce mi aldatmış olur gibi pek çok şey takıldı aklıma. Henry Breasley  ise görkemle yaratılmış bir karakter.

Eliduc, Fowles'un tercüme ettiği ortaçağa ait bir öykü. Bir şövalyenin yanlış anlaşılma sonucu ülkesinden sürgün edilmesi ve gittiği ülkede aşık olmasını anlatıyor. Ortaçağ öykülerini sevdiğim için çok hoşuma gitti.

Zavallı Koko en sevdiklerimden biri oldu. Öykü gerçekten çok heyecanlıydı finali biraz daha görkemli olsa daha mutlu olurdum ama okurken keyif aldım. Çok uzun bir süredir çalıştığı kitabın üzerinde daha çok çalışmak ve kafasını dinlemek için arkadaşının taşradaki evine giden bir yazar talihsiz bir olay yaşar. Eve hırsız girer ve hırsız normalde  ondan beklenilmeyen bir biçimde davranır. Yazarı bağlar ve uzun uzun konuşurlar. Ancak tam giderken yazarın kitabı ile ilgili topladığı tüm dosyaları ve  yazdıklarını bir güzel yakar.

Muamma'yı okurken bir ara bir Agatha Christie öyküsü okuyorum gibi hissettim ama bu hissiyatım uzun sürmedi zira oldukça heyecanlı ve gizemli başlayan öykü bir süre sonra gereksiz yere uzatılmış hissi verdi ve final de tatmin etmedi. Konusu ise evli, zengin ve başarılı bir iş adamı olan John Marcus Fielding ortada hiç bir gerekçe yokken kaybolur. Hiç bir mantıklı neden bulunamaz. Karısı, çocukları, sekreteri derken polis gelin namzedi ile görüşür ve minik detaylar yakalar. 

Bulut ise ailece yapılan bir piknik ve piknik sırasında yaşanılan olayları anlatsa da çok daha ince bir alt yapısı var. Çok naif ve çok hoş bir öyküydü.       

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Agatha Christie Okumaları [Ağustos 2012]


Güzel bir yaz A.C. okumadan olur mu? Bizce olmaz dedik ve Canım Biblio ile Ağustos ayımızı yine yeni yeniden Agatha'ya adadık. Kapımız her zaman ki gibi açık. 

Benim son Fowles kitabım biter bitmez başlayacağım. Okuyacaklarım yine kronolojik. Ancak Zarif Bir Cinayet Gecesi'ni henüz bulamadım. Arayış içindeyim. Onun yerine Sevgili Biblio'nun çok sevdiği benim de tesadüfen bulduğum Geceyarısı Cinayeti'ni okuyacağım.

Edit (26.08.2012): Bu yazıya yorum bırakan Sevgili Black Eagle bana kendi kütüphanesinden Zarif Bir Cinayet Gecesi'nin Yürüyen Ceset adıyla yayınlanmış olan baskısını gönderdi. Sağolsun çok zahmet oldu ve makbule geçti. Sonra bu yazıyı okuyan arkadaşım Suzan da bir sahaftan bulup gönderdi. Ona da  ayrıca teşekkür ederim zahmeti için. Kısmet işte "körün istediği bir göz Allah verdi iki göz" sözü nasıl uygun düştü. Sevgili Black Eagle'dan ödünç aldığım için onu İzmit'e döner dönmez göndereceğim. Tekrar teşekkürler Black Eagle ve Suzan :))

Çok merak ettiğim için Geceyarısı Cinayeti'nden başlayacağım. Bu kitaplar içinde Çarpık Evdeki Cesetler ve Bayan McGinty'nin Ölümü'nü okumuştum. Çarpık Evdeki Cesetler'i çok sevdiğimi anımsıyorum ama olayı net anımsamıyorum. Ağustos yine güzel geçecek. 

Canım Biblio'ya hazırladığı şahane görseller için teşekkür ederim. Her zaman ki gibi şahaneler.

19 Temmuz 2012 Perşembe

John Fowles - Koleksiyoncu


Koleksiyoncu (The Collector)


John Fowles


Ayrıntı Yayınları


2011, İstanbul


ISBN: 978-975-539-308-7


260 Sayfa


Çeviri: Münir H. Göle





"Onların dışındaki kimsenin asla haberi olmadı."

Başlaması ve bitmesi aynı derecede sarsıcı oldu. Hatta dehşete bile kapıldım bir ara. Başıma gelse ne yapardım diye uzun uzun düşündürdü beni. Böyle kendi halinde, sessiz insanların daha tehlikeli olduğunu düşünürüm zaten bu roman pekiştirdi. 

Kendi halinde, sessiz bir insan olan Frederick Clegg  kelebek koleksiyonu yapan bir memurdur. Aşık olduğu resim öğrencisi Miranda'yı gizlice izler, gözler. Bir gün müşterek bahisten büyük ödülü kazanır. Bu parayı Miranda'nın ilgisini çekmek için kullanmayı düşünürken, asla beklediği etkiyi yapamayacağını fark eder, ve daha farklı bir yol gelir aklına. Kırsalda bir ev alır. Mahzeni düzenler. Pek çok detay düşünür. Miranda için alışveriş yapar. Aslında kendi de inanmaz başlarda yapacağı şeye fakat bir akşam her şey yolunda gider ve Miranda'yı kaçırır. Asıl öykü işte burada başlar...

Roman üç bölüm; ilk bölüm Frederick'in ağzından yazılmışken bir an da ikinci bölümde Miranda'nın gözünden olaylara şahit oluyoruz. Bu durum hem olayı iki tarafın açısından görmemizi sağlarken diğer yandan da gerilimi iyice arttırıyor. İçten içe Frederick'e hak verirken, Miranda'nın günlüğünü okuduğunuzda bu sefer nefret ediyorsunuz. Tam anlamı ile kendinize bir taraf bulamıyorsunuz. Son bölüm de ise ne hissedeceğiniz size kalmış. Ben büyük bir şaşkınlık yaşadım.  

Roman; İnsan nasıl da yaptığı haksızlık ve yanlışlara güzel bahaneler bulup, kendi kendine haklı çıkarıyor... Aşkın bazı insanları gerçekten nasıl hasta ettiğini gösteriyor... İlkel benliğimize bir güzel ayna tutuyor... Klostrofobimiz ile yüzleştiriyor... Ve kesinliklikle okunmayı hak ediyor...

Fowles'un ayrıca resim bilgisine de hayran olmamak elde değil. Fransız Teğmen'in Kadını ve Büyücü ile hayranlığımı kazanan Fowles, bu hissiyatımı arttırarak devam ettirdi Koleksiyoncu ile. Roman Fowles'un ilk yayınlanan romanı ve epey yayınevi tarafından reddedilmiş bir roman olma özelliği de taşıyor. Ayrıca romanda, Sevgili Biblio'nun Shakespeare okumamızda okuduğu Fırtına atıfları beni daha da heyecanlandırdı. 


Alıntılar burada. 

6 Temmuz 2012 Cuma

Thomas Mann - Düşkün



Düşkün (Gefallen) 


Thomas Mann


Dost Kitabevi


1982, Ankara


125 Sayfa


Çeviri: Nasuh Barın




Düşkün Mann'ın ilk öykülerinden oluşan bir kitap ve maalesef baskısı yok. Üniversitenin kütüphanesinde buldum ve Mann ayı için okumaya karar verdim. Aslında Thomas Mann'ın muhteşem kitabı Buddenbrooklar'ını okuyacaktım. Ancak haziran ayının yoğunluğunu göze alarak cesaret edememiştim. Ama Özgür'ün güzel yazısından sonra onu da en kısa zamanda okumak için listemin üst sıralarına yerleştirdim.

Düşkün; 
  • Düş Kırıklığı
  • Gladius Dei
  • Tobias Mindernickel
  • Peygamberin Yanında
  • Ölüm
  • Anekdot
  • Mutluluk İstemi
  • Düşkün
adlı öykülerden oluşuyor. Özellikle Düş Kırıklığı, Ölüm ve Anekdot en sevdiklerim oldu. Düş Kırıklığı hayatta yaşanılan düş kırıklığının şahane bir tanımı. Ölüm ise bir adamın kendini ölüme hazırlarken sevdiğinin ölümünü anlatan sıra dışı bir öykü. Öykü günlük halinde yazılmış ve bir anda o adamın yanı başında hissediyorsunuz kendinizi. Gerçekliği ile sizi çarpıyor. 

Thomas Mann'ın bu ilk öykülerinin baskısını bir yerlerde bulursanız, kaçırmayın derim. Nedense eskilerde basılmış güzel bazı kitaplar unutulup bir köşede bırakılıyor yeni baskısı yapılmıyor. Düşkün de bunlardan biri. 

Sevgili Özgür'e bu güzel okuma için yeniden teşekkür ediyorum. Kasım ayında yeni Nobel Ödüllü yazarımızı okuyacağız. Bakalım 2012'nin Edebiyat Nobel'ini kim alacak? Paul Auster'e verseler bu sene ;) 


3 Temmuz 2012 Salı

Thomas Mann - Tonio Kröger

Tonio Kröger


Thomas Mann


Can Yayınları


1997, İstanbul 


ISBN:9755107660


95 Sayfa


Çeviri: Fatih Özgüven




"İki dünya arasındayım. Her ikisinde de rahat edemiyorum. Bu yüzden işim zor. Siz sanatçılar benim bir burjuva olduğumu söylüyorsunuz, burjuvalarsa beni tutuklamaya kalkıştı... hangisi beni daha çok incitti bilemiyorum. Burjuvalar aptal; ama güzelliğin hayranları olan sizler, benim ağırkanlı olduğumu, özlemlerim olmadığını söyleyenler, hiçbir özlemim sıradanlığın hazlarından daha tatlı ve dokunaklı olmadığını savunan bir sanatçılık anlayışı da olduğunu unutmamalısınız; hem kökeni ve kaderi itibarıyla öylesine derin ki bu sanatçılık anlayışı..."



Venedik'te Ölüm'de işlediği sanatçı ve onun dünyasını Tonio Kröger'de tekrar anlatır bize Thomas Mann. Ama bu sefer kahramanımız kendi sözlerinde ifade ettiği gibi iki dünya arasında kalmıştır ve ikisinde de rahat değildir. Çocukluk arkadaşının sade hayatına özenirken bir yandan da onunla daha çok ortak noktası olması için okuduğu kitabı okumasını öneriyor. 

Thomas Mann'ın kendi anlattığı novella olarak tanımlanan bu öyküyü gerçekten çok sevdim. Tonio ve ressam arkadaşı Lizaveta Ivanova arasında geçen sanat ve sanatçı üzerine diyaloglar tekrar tekrar okunmaya değerdi. Ayrıca Tonio Kröger'in kuzeye yaptığı gezi çok hoş detaylara sahipti. 


Ve Tonio'nun çocukluk arkadaşını ve aşkını gördüğü anda yaptığı monolog da çok etkileyici idi: 


"Unuttum mu sizleri?" dedi kendi kendine, "hayır asla! Unutmadım, ne seni Hans, ne de seni sarışın Inge! Sizin için çalışıyorum ben, alkışları işitirken, yan gözle etrafıma bakıyorum, sizin de katıldığınızı görmek için... Don Carlos'u okudun mu  şimdi Hans Hansen, bahçenizin kapısı önünde vadettiğin gibi? Okuma onu! Bunu senden istemiyorum artık. Yalnız olduğu için ağlayan o kraldan sana ne? Parlak gözlerini şiirlerin ve melankolik fikirlerin üstünde bulandırma ve soldurma..."

Diğer güzel alıntılar burada. 

2 Temmuz 2012 Pazartesi

John Fowles Okumaları [Temmuz 2012]




Nicedir Canım Biblio ile aklımızdaydı Fowles okumak. Bizim çok özel bir yeri var yazarın, zira Biblio'nun blogunu keşfettiğim ve ilk yorumumu bıraktığım yazı Fowles'un Büyücü'sü üzerine yazılmış bir yazıydı. Yazıdaki yorumlarımızı okursanız ilk anda sevmişiz sanırım Biblio ile birbirimizi. Daha sonra bu hoş tanışmanın büyük bir sevgi ve muhabbete dönüştüğüne şahit olanlar olmuştur. Birlikte nice okumalar yaptık özellikle Agatha Christie baş kahramanımız oldu. Şimdi bizi tanıştıran yazara tekrar döndük. Ben sadece Büyücü ve Fransız Teğmen'in Kadını kitaplarını okumuştum. Şimdi yazarın külliyatının diğer önemli eserlerini okuyacağım: 

- Kolleksiyoncu
- Abanoz Kule
- Yaratık 

Katılmak isteyenlere kapımız her zaman ki gibi açık. Bu arada ufak bir not Agatha Christie okumamız Ağustos ayında. Şimdiden duyurayım bize katılmak isteyenler vardı. 

Canım Biblio için özel not: Samimi olarak şunu itiraf etmeliyim ki seni tanıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Her daim bunun için mutluluk duyuyorum ve şükrediyorum. İyi ki varsın. Bunun için Fowles'a bir selam olsun.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...